Kısaca “ortak vatanda yaşayan dil, dün, kütür ve tarih birliği olan tasada ve kaderde ortaklar bütünü” diye tanımlanır millet.
Orkun Yazıtlarında ne güzel ifade edilmiştir: “Oğuz Beyleri, Türk Budun işitin: Üstte gök basmasa alta yer delinmese senin ilini, töreni kim bozabilir. EY TÜRK MİLLETİ TİTRE VE KENDİNE DÖN…”
Çin medeniyeti ile birlikte tarihin en eski medeniyetidir Türk Medeniyet,
Ne yazık ki son yirmi ama özelikle de son on yıldır tahrip ediliyor millet anlayışımız. Hızla bölünüyoruz kullanılan çirkin dille, düşman kamplara savruluyoruz.
Demografik yapımız hızla değişiyor¸ bu gidişle çok sürmez demografik yapımızın tamamen bozulması ve özellikle Güneydoğuda azınlığa düşmemiz.
Dindarlaşmıyoruz Araplaşıyoruz. Arap’ın cahiliye dönemi gelenekleri bizim milli gelenek ve örfümüzün yerine geçiyor “İslamiyet” adına.
Bir de ayrıştırıcı, bizi kamplara savuran dil başta siyaset söylemi olmak üzere dünyamıza egemen oluyor.
“Sürtük”, “zillet”, pespaye” gibi onlarca kelimeyi artık “vukuat-ı adiye” olarak siyasetçilerimiz hiç çekinmeden kullanır oldu.
Biz bu söylemle hızla millet olmaktan uzaklaşıyoruz. Tasada, kaderde ve kederde ortak olmaktan çıkıyoruz.
14 Mayıs seçimlerine yaklaştıkça bu üslubun daha da sertleşeceğini, daha da seviye kaybına uğrayacağını söylemek kehanet olmasa gerek.
Ya bir an önce kendimize geleceğiz ya da düşman kamplara bölünmenin acı faturasını hep birlikte ödeyeceğiz.
Muhalefeti ile iktidarı ile…
Yorumlar
Kalan Karakter: