28 Kasım 2022 yayınlanan “Ebedi Küslük Olmaz” başlıklı yazımda “Hatay; kadim Türk yurdu. Tam bir destan, ama akıl destanı, diplomasi destanı. Daha önce de yazmıştım, yazarım yine o destanı” demiştim.
Bir liderin verdiği sözü nasıl takip edip nasıl bir kararlılık ve ustalıkla çözüşünün destanıdır Hatay’ın anavatana katılması.
Kılıç Ali Atatürk’ün en yakınlarından birisidir, sır ortağıdır. Anılarını Hulusi Turgut Ağabey derledi ve “Atatürk’ün Sırdaşı/ Kılıç Ali’nin Anıları” başlığıyla yayınladı.
O anıdan özetleyeceğim destanı zaman zaman da alıntılar yapacağım.
Kılıç Ali 1923 Mart’ının bir Pazar gününde Adana’ya gider Mustafa Kemal Atatürk’le beraber. Atatürk o gün mareşal üniformasını giymiştir.
Halk Paşa’yı büyük bir coşkuyla karşılar. Karşılayıcılar arasında “kadınları ve kızları siyah matem kıyafetlerine bürünmüş” bir İskenderun heyeti de vardır. Heyetteki bir genç kız gözyaşları içinde çok güzel bir konuşma yapar. Gazi Paşa derinden etkilenmiştir, kendisini zor tutar ağlamamak için ve kararlı bir şekilde seslenir genç kıza ve heyete:
“Kırk asırlık Türk yurdu ecnebi elinde bırakılamaz.”
Mustafa Kemal Atatürk bu sözünü hiç unutmaz.
Yıllar sonra bir akşam Ankara Palas’ta sofradan erken kalkar ve alttaki bölüme iner. Tesadüfen Fransa’nın Suriye Olağanüstü Komiseri Ponçet de oradadır. Salonun ortasına bir masa hazırlatır ve komiseri de masaya davet eder. Ona içini döktükten sonra bir ara “Hatay işi benim şahsi davamdır. Beni üzüyorsunuz. Korkarım ki beni, meseleyi başka türlü halle mecbur bırakacaksınız” der.
Atatürk’ün “beni üzüyorsunuz” sözünü duyan salondaki bir genç “Atatürk! Üzülme. Arkanda biz varız” diye bağırır.
Atatürk gözlerini sözün sahibi gence dikerek “Biliyorum çocuğum! Onu bildiğim için böyle konuşuyorum” der.
Kılıç Ali “Bütün salon coşmuştu” diye anlatır o anı.
Zaman geçecek, Fransa Suriye Devleti ile anlaşarak Suriye’den çekilecektir. Fransız mandasının kaldırılması ve Suriye’nin tam bağımsızlığa kavuşturulması müzakereleri başladığında Mustafa Kemal Atatürk “İskenderun sancağı ile olan ilgimiz dolayısıyla böyle bir görüşmenin dışında kalamayız” der.
Uzundur öncesi ve müzakere safhası, sonuç alınamaz.
Kılıç Ali’nin anılarına dönelim kaldığımız yerden.
“Dolmabahçe Sarayı’ndaydık. Atatürk birdenbire, Başbakan İsmet Paşa’nın telefon başına çağrılmasını emretti. Ben ve Cevat Abbas yanında olduğumuz halde, özel salonun kapı dışında bulunan telefonun başına gittik. Atatürk bizzat telefonu alıp eline alıp konuşmaktan hoşlanmazdı. Cevat Abbas, Atatürk’ün söylediklerini İsmet Paşa’ya naklediyor, onun söylediklerini de Atatürk’e arz ediyordu. İsmet Paşa’nın telaşlı olduğu anlaşılıyordu. Sözleri arasında “ Hatay için Fransa ile savaşa girmeyelim” diye bir görüş belirttiği görülüyordu. Atatürk kızdı:
“Ona söyle telefonda bu şekilde konuşmak doğru değildir. Yarın konuşuruz.
Cevat Abbas’ın elinde telefonu aldı, kapattı.”
Sonrası tam bir efsanedir. Başyaver Celal Bey’i çağırtır ve emirlerini sıralar:
“1-Yunus Nadi Bey’le Ordu Müfettişi Fahrettin ve İstanbul Kumandanı Halis Paşaları buraya çağırınız.
2-İsmet Paşa’ya, Fevzi Paşa’ya, Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Bey’e telefonla söyleyiniz, onlar da hemen Ankara’dan hareket edip Eskişehir’e gelsinler, orada beni beklesinler.”
Sonra da “Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Hasan Rıza Soyak’a telefonla şu emirleri verir:
“Hatay’a ait belgelerle ve çalışma arkadaşlarınızla birlikte Eskişehir’e geliniz. Orada bana katılınız.”
Şu sözler de Mustafa Kemal Atatürk’ündür henüz Ankara’ya hareket etmeden hemen önce:
“Onlar asıl şimdi işin ciddiyetini anlayacaklar! Hala uyuyorlar! Bak mesele nasıl hallolur onlara göstereyim de görsünler. Bir İskenderun için Fransızlarla savaşılmazmış! Şaşarım onların aklı perişanına.”
Diğer taraftan da özel tren hazırlanmaktadır yolculuk için. Yol ibret doludur ve yol kutludur.
(Devam edecek)
Yorumlar
Kalan Karakter: