Bocalıyorum yazmakla yazmamak arasında. Neyi yazıp neyi yazamayacağım dolanıp duruyor kafamda. Ve yazıyorum inadına, yazıyorum aldırmamacasına.
Savunduğumu sanıyorum doğruları. Ama milletimin büyük kısmıyla ayrılıyoruz, hem de açıktan.
Sadece siyaset değil tüm değerler savrulmuş bir taraflara. Ne yakalamak mümkün ne de tozdan dumandan görmek.
Söylenenle yapılan arasındaki yüz seksen derece zıtlık artık kimseyi şaşırtmıyor. İşin daha da garibi hiç kimse çıkıp “sen böyle demiştin ama böyle yapıyorsun” demiyor ya da diyemiyor. Bu ikinci şık daha acı verici.
Birileri bir zamanlar “ Türkiye’yi dünyanın en büyük on ekonomisi arasına sokma” sözü vermişti. Nasıl inanmış ve nasıl sevinmiştik. Kim sevinmezdi ki? On yedinci sıradan onuncu sıraya çıkmak insanı nasıl sevindirmezdi ki? Heyhat önce sevindik, sonra üzüldük. Aradan geçen yıllarda bırakın dünyanın en büyük on ekonomisi arasına girmeyi en büyük yirmi ekonomi arasından da dışlandık; şimdilerde yirmi ikilerde çırpınıyoruz. Yirmi üçe gerilememiz de an meselesi.
Çok daha yakın zamanın söylemi idi “işe girmelerde mülakatın kaldırılacağı” vaadi. Değişen bir şey yok. Ne soran var ne de kaldırıldı. Bu gidişle kaldırılacağı da yok. Kaldırılsa partililer nasıl işe girecekler ya da partili kodamanlar eşlerini dostlarını, tanıdıkları ya da tanımadıklarını ama bir şekilde kendilerine ulaşmayı başaranları işe nasıl sokacaklar.
Sadece iç siyasette değil söylediklerimizle yaptıklarımız arasındaki çelişki. Dış siyasette de uzun zamandır yaşıyoruz bunu. Bir daha hiç konuşulmaz sanılanla yağlı ballı oluyoruz ya da yağlı ballı olduğumuzla an geliyor kan kızıl düşman kesiliyoruz.
“Ver papazı al papazı” diye meydan okuduklarımızın bir telefonuna bakıyor papazı anında uçağa bindirip göndermemiz. Ya da uçaklarını yanlışlıkla da olsa düşürdüğümüz de “ben emir verdim” diye hava attığımız adamın kapısında dakikalarca bekleyişimiz.
En sonda daha dün uçağa binerken söylediğinin tam tersini yapacağını kim bilebilirdi. Gerçi deneyimli hariciyeciler aksini söylüyorlardı ama halkımızın çok büyük kısmı böyle bir ihmali aklından geçirmiyordu.
Tam tersi oldu ve “Dünya Liderimiz” İsveç’in Kuzey Atlantik Paktı’na girişine “evet” dedi.
Konu önümüzdeki hafta TBMM’sine gelecekmiş. Bazıları hala bu “evet” sözünün burada onaylanmayacağı görüşündelermiş! Sadece “bize has başkanlık sisteminde” hangi vekil böyle bir cesaret gösterebilecek?
Bekleyeceğiz ve göreceğiz.
Yorumlar
Kalan Karakter: