Korku insana hastır; insan sever ve insan korkar, sevmek korkmaktır aslında.
Kavuşamamaktan korkmak, kavuştuktan sonra da kaybetmekten korkmak.
Sevdiklerini kaybetmek korkusu, tam da hayattan zevk almaya başlamışken veya başladığını sanırken ölmekten korkmak.
Ve ölümle hayat arasında gidip gelmenin dayanılmaz korkusu. Bıçak sırtında yaşamak bu olsa gerek.
Kınanır mı ölmekten korktuğu sanılan insan. Ölmekten korkmak mıdır yoksa yaşamaya tutunma sevdası mı bizim anladığımız ya da anladığımızı sanmamıza rağmen aslında anlamadığımız.
Hele bir de sevdiğinin yaşayıp yaşamadığını bilemeyen bir insanın umutla umutsuzluk arasındaki git gelişlerini, o git gelişlerin dayanılmazlığını.
Bir insan düşünün dakikalar, ne dakikası saatler boyu bir ses duyabilmek için tonlarca beton yığınının başında çile doldursun.
Ve bir insan ki umutları saatler hatta günler boyu tükenmesin; duyduğu bir çıt sesinde sevgilisinin, annesinin, babasının, kardeşinin ve de yavrusunun yaşadığı umuduna kapılsın, hayalinin görsün.
Kim ayıplayabilir bu kış kıyamette sırtındaki bir pijamayla bir harabeden gelecek bir sesi dinleyen erkeği ya da kadını, anneyi ya da babayı ve de sevgilisini bulamadan kaybeden bir sevdalı genci?
Kınamayın lütfen o umudunu hiç yitirmeyen çaresiz insanları. Onlar sevdanın insanları, onlar umudun isyankârları, onlar sevdasının tutkunları.
Siz yine de yapınız görevlerinizi hiç sinirlenmeden, hiç kızmadan ve de hiç küsmeden.
Siz devletseniz, siz “devlet baba” iseniz eğer zaten kızamazsınız, zaten küsemezsiniz. “Devlet baba” küser mi, kızar mı ve de vazgeçer mi görevini yapmaktan?
Ve de ders almak her yaşanan olaydan yeniden aynısını yaşamamak için. Bilimin ve de fennin sözüne kulak vermek.
Eğer insansak ve üstelik te Müslümansak ve eğer “ilim Müslüman’ın kaybolmuş hazinesi” ise “onu Çin’de de olsa arayıp bulmak” ve onunla amel etmek görevimiz değil mi?
Binaları ona göre yapmak, ne demirden ne çimentodan çalmak ve ne de bunlara göz yummak!
Büyük acılarla gördük; sitelerin adını şu veya bu koymanın o binaların ayakta kalmasına hiç faydası olmadığını. Eğer yanlış yapmışsanız, eğer çalıp çırpmışsanız, eğer hile ve hudanın(yoksa hurdanın mı) batağına saplanmışsanız!
Feryatları fazla çıktı diye kızmayın umutla umutsuzluğun arasında gidip gelen insanlara; onların acısını anlayın lütfen ve onlara sevgiyle, şefkatle yaklaşın siz eğer devlet babaysanız.
Değilseniz de size diyecek sözüm yok benim.
Yorumlar
Kalan Karakter: