Üstat Yahya Kemal Beyatlı “Ölmek değildir ömrümüzün en feci işi, Müşkül budur ki ölmeden evvel ölür kişi” diye sonlandırır o harika şiirini.
Başı da güzeldir, ortası da, sonu da. Zaten Yahya Kemal’den güzel olmayan bir şiir hatta bir mısra duyan var mıdır acaba?
Yaşamanın zorluğunu o günlerde o bile acıyla tatmışsa şayet günümüz insanının yaşadığı hayata ne demeli?
Bunca bozulmalara, bunca acılara ve hüsranlara hayat denilebilirse eğer!
Adabın ve edebin terkedildiği, insanı insan yapan tüm insani değerlerin unutulduğu bir dünyada yaşamak!
“İnsanlar anlaşıldı. Cihânın da sırrı yok,
Kalsaydı terkeşimde bugün tek bir altın ok
En tatlı bir hayâl için atmazdım ufkuma.
Dalsın yakında gözlerim artık son uykuma!”
der Üstat.
Hayalleri terk etmek ve son bir oku da o hayal uğruna atmamak ve ölümü özlemek; “son uyku” dediği ve arzuladığı “ölüm.”
Ölümü bunca istemesinin sebebi günümüz insanının yaşadığı yokluğun/yoksulluğun ta kendisi: Hülyanın kalmaması, yani hayallerinin bitmesi değil mi.?
Gerçekleştirdi mi tüm projelerini ve kavuştu mu kurduğu hayallerine? Sanmam ama eğer o bile bıktıysa hayattan, o bile insanlığın ahvalinden bizar olduysa acaba günümüz insanı yani bizler ne haldeyiz, dersiniz.
Şu satırlar da o şiirden:
“Hulyâsı kalmayınca hayâtın ne zevki var?
Bitsin, hayırlısıyla, bu beyhûde sonbahar!”
Hülyası kalmayan hayat, hedefsiz, emelsiz, gayesiz hayat… Günümüz insanının hayatı…
Şiirimizin bir başka ustası Attila İlhan da “An Gelir” şiirinde
“paldır küldür yıkılır bulutlar
gökyüzünde anlaşılmaz bir heybet
o eski heyecan ölür
an gelir biter muhabbet
çalgılar susar heves kalmaz
şatârâbân ölür” diyor.
Attila İlhan da “yasaklanmış hayallerden” yakınır:
“an gelir
ömrünün hırsızıdır
her ölen pişman ölür
hep yanlış anlaşılmıştır
hayalleri yasaklanmış” der.
Ve son noktayı koyar “An gelir Attila ölür” diyerek.
Ölüm kaderde var kaçınılmaz ama 40 bini aşkın canı kaybetmenin bir izahını beklemek de hakkımız olsa gerek.
Yorumlar
Kalan Karakter: