Bir yılı geride bırakıyoruz ve yeni bir yıla giriyoruz.
Aslında ne geride bıraktığımız bir eski yıl var ne de girdiğimiz bir yeni yıl. Hepsi biz insanların icadı; kim bölmüşse zamanı günlere, aylara, yıllara ve sonunda da asırlara ayırmış. Yetinmemişiz, sonra bir de milenyum denilen bin yılı eklemişiz.
Ne gidene üzüleceğim ne de gelene sevineceğim. Giden gün ömrümden; gelen de gitmeye mahkûm.
Çocukluktaymış gelecek olanın bir an önce gelmesini istemek, büyümeyi ne de çok isterdik o yıllarda, o yaşlarda. Büyüdük ve yaşlanmanın farkına vardık korkuyla.
Yaşlanmak; artık yaklaştıkça uzaklaşan bir algı benim gözümde. Sadece benim gözümde değil, konuştuğum tüm yaşıtlarımda da aynı duygu hâkim.
Aslında bu ölümden kaçış daha doğrusu ölüm korkusu. Kaçış olası değilse biz de ihtiyarlığı öteleriz, sanki gençler ölmezmiş gibi. Böyle bir duygu bu.
“2022 gitsin ve bir daha gelmesin” dileği geçersiz ama insan bu geçersizi dilemek huy olmuş bize.
2022 gidecek, 2023 gelecek ama hiçbir şey değişmeyecek hem bireysel hem de toplumsal hayatımızda, biz değişmedikçe.
Bu üslup, bu edep, bu adap, bu kin, bu nefret, bu şom ağız, bu küfür, bu hakaret ve diğerleri, isnat, iftira ve de dahası bu tekfir, yani din dışı ilan etme.
Bunlar yılların değil bizlerin eseri. Biz değişmeden yıl değişse ne değişir.
Eğer hayatı manevi değerlerden soyutlayıp maddeden ibaret varsayarsak işte o zaman gidene ağlamak ya da gelene sevinmek söz konusu olabilir belki. Ama hayat sadece yemeden içmeden ibaret değil, bir de manevi boyutu var; onu ne yapacağız?
Ülke yabancı istilasından kurtulacak mı yeni yılda?
Ya da Türk Lirası yabancı paralar karşısında değerlenecek mi yoksa giderek daha da değersizleşecek mi? Kısaca paramız altın mı olacak yoksa pul mu?
Gençlerimiz bu ülkeye değer katmaya devam edecek mi yoksa bizim yetişmiş insanlarımız geleceklerini başka ülkelerde mi arayacak?
Elin adamları 10 milyon kilometre uzakta hedefi on ikiden vuruyorken ya da Mars’ta havayı değiştirmenin çalışmalarını yürütürken biz hala “cariye ile nikâh kıyılır mı kıyılmaz mı, cariye ile yatılır mı yatılmaz mı” sorunun cevabını aramaya devam mı edeceğiz?
Kürsülerinin önünde ya da arka duvarında “adalet mülkün temelidir” yazan kurumlardan sadır olan kararlara şüphe ile bakacaksak, karar vericiler fakültelerde hocalarından öğrendiklerine değil güç sahiplerinden gelen talimata göre karar vereceklerse yeni yıl gelse ne olur gelmese ne olur? Yani “mülk temelinden yıkılacaksa.”
Yıllar değildir iyi ya da kötü olan, insanlardır, toplumlardır.
Unutulmasın ki herkes hak ettiğini bulur.
Yine de dostlarıma, arkadaşlarıma, siz değerli okuyucularıma, mensubu olmaktan gurur duyduğum aziz milletime hayırlı seneler diliyorum.
HERŞEY HERKESİN GÖNLÜNCE GÜZEL OLSUN.
Yorumlar
Kalan Karakter: