Başkanlık yaptığı 16 yılda Fenerbahçe’ye 21 kupa ve bir stat kazandıran, kulübü kapanmaktan koruyan milletvekilliği, bakanlık, başbakanlık ve meclis başkanlığı yapan Şükrü Saraçoğlu 5 Ağustos 1942’de hükümet programını Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde açıklar.
Şu ifadeler o programdandır:
“Köylüyü topraksız, toprağı da köylüsüz bırakmayacağız.”
“Biz ne sarayın ne sermayenin ne de sınıfların saltanatını istiyoruz. İstediğimiz sadece Türk milletinin egemenliğidir.”
“Köy Enstitüleri köylerimizi ve köylülerimizi daha şimdiden yükseltmeye başlamıştır.”
“Biz de imtiyazlar ve sınıflar asla mevcut olmadı. Demokratlık Türk tarihinin derinliklerinden yuvarlanıp gelen büyük bir gerçektir. Biz halkçı idik. Halkçıyız ve daima halkçı kalacağız.”
“Biz Türk’üz, Türkçüyüz ve daima Türkçü kalacağız. Bizim için Türkçülük kan meselesi olduğu kadar ve en az o kadar bir vicdan ve kültür meselesidir. Biz azalan ve azaltan Türkçü değil, çoğalan ve çoğaltan Türkçüyüz ve her vakit bu yönde çalışacağız.”
Bütün bunlar ve diğerleri oturuma katılan milletvekillerinin tamamınca alkışlarla karşılanır.
Her biri diğerinden muhteşem ve hala geçerli, hala ihtiyaç duyulan açıklamalar. Hele de son ifade. Yoksa bu ifade mi Şükrü Saraçoğlu’na tepkinin sebebi? Yoksa 9 Kasım 1942’de çıkarılan Varlık Vergisi mi?
Ya da her ikisi de mi?
O kanlı savaş yıllarında savaş dışında kalmayı başaran Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’nin bir başbakanının programını açıklarken “Biz Türk’üz, Türkçüyüz ve daima Türkçü kalacağız” demesi hem o dönemde hem de daha sonraki dönemlerde zaman zaman eleştiri konusu yapılmıştır. Çoğu zaman da Türk olmayı bir türlü içine sindiremeyenler tarafından.
Rıfat Perahya’yı rahatsız eden bu son ifade mi yoksa Varlık Vergisi Kanunu mu? Bu kanundan onun ailesinin bir rahatsızlığı mı söz konusu?
Varlık Vergisi Kanunu savaş içinde ve savaş şartlarında sadece Türkiye’de değil dünyanın savaşan ve savaşmayan hemen ülkelerinin büyük kımında uygulanmış bir kanundur. Savaşın anormal yükünün bir kısmını varlık sahiplerine yükleyen geçici bir kanundur.
Bilen bilmeyen birçok kimse bu kanundan bahseder de niyeyse Toprak Mahsulleri Vergisi Kanunu’ndan, Hayvan Vergisi Kanunu’nda hiç bahsetmezler. Onların muhatabının Türk köylüsü olması mıdır bu ilgisizliğin sebebi?
Varlık Vergisi Kanunu savaşın yükünü hafifletmek için çıkarılmış bir genel kanundur. Asla ve asla Rum’a, Ermeni’ye, Yahudi’ye karşı çıkarılmış bir özel kanun değildir. Ama varlık o tarihte onların yani Rumların, Ermenilerin ve Yahudilerin elindedir. İstanbul Ticaret Odasına kayıtlı tüccarların, sanayicilerin, otel ve eğlence yerleri işletenlerin, terzilik, doktorluk, pastanecilik, lokantacılık yapanların %87’si Rum, Ermeni ve Yahudi’dir.
Varlık Vergisi Kanunu ve uygulamasıyla ilgili olarak Üstat Cahit Kayra’nın “Savaş Türkiye Varlık Vergisi” adında çok ciddi bir araştırma eseri vardır. Varlık Vergisi Kanunu ve uygulamasına ilgi duyanlara tavsiye ederim.
Kendisi de Yahudi kökenli önemli bir tarihçi olan Stanford Shaw’un Varlık Vergisi konusundaki tespiti önemlidir:
“Müslüman Türklerin çoğunun bu vergiyi bir vatan borcu olarak benimseyerek ödediklerini, Müslüman olmayan vatandaşların çoğunun(ve yabancıların) ülkeyi kendi vatanları gibi kabul etmediklerinden servetlerini ve sermayelerini vergiden kaçırmak için her çareye başvurdular.”
Sahi 1907 Fenerbahçeliler Derneği Başkanı Rıfat Perahya kendisini nereye koyuyor acaba?(SON)
Yorumlar
Kalan Karakter: