Güzeldir gerçek olmasa da. Sultan II. Murat’ın oğlu Fatih Sultan Mehmet’e öğütlerinden bahsediyorum.
Çok sonraları ortaya çıkmıştır ama başta da dediğim gibi gerçek olmasa da güzeldir. Tıpkı Şeyh Edebali’nin Osman Bey’e nasihatleri gibi. Bu bir Türk romancının Tarık Buğra’nın kaleminden çıkmıştı, Sultan Murat Han’ın Fatih Sultan Mehmet’e öğütleri ise bir İtalyan’ın kaleminden çıkmadır. Yazan Venedik Balyoslarından Andrea Coscola’dır.
Şu öğüt güzelden de öte gerçek anlamda tam tarifiyle muhteşemdir:
“Ey oğul! İnsan başkaları tarafından aldatıldığında, eninde sonunda anlar ve durumu düzeltme çareleri arar. Fakat kişi kendi kendini aldattığında, bunu gidermeyi beceremediği gibi, çare için de çalışamaz.”
Hem dünümüze hem günümüze hem de yarınlarımıza ışık tutacak bir öğüttür bu.
Kendini aldatmak ve kendi yalanına inanmak!
Daha da kötüsü başkalarını da inanmaya zorlamak hatta zorunlu tutmak.
Siyasetimizde giderek yoğunlaşan bir illet bu. Hem kendini kandırmak hem de başkalarını inanmaya zorlamak!
Adam hasbelkader herhangi bir derneğe, bir sendikaya, bir odaya, bir partiye başkan ya da genel başkan olmuş; sanki tapulanmış o makam onun üstüne; sanki görünmez ve asla bırakmaz bir zamkla yapışmış oraya! Ne kendi gider ne de başkaları gönderebilir o şahsı. Ölümden gayrısı boştur kendisini aldatanların toplumunda.
Kendimizi aldatıyoruz, yarınlarımızı kararttığımızın farkında olmadan ya da farkında olarak ama halktan gizleyerek. Halkta kendini aldatıyor. “Çalıyorlar ama çalışıyorlar” ya da “öncekiler çalmıyor muydu?” ucuzluğuna teslim olarak. Sadece bugüne has değil bu hal, dünden miras.
Osmanlıyı “parasının pul” olması yıktı. Bir de vatanın asli sahibi, devletin kurucu unsuru Türk’ün her bahar sefeer çıkıp ya serhatlerde kalması ya da bir sonraki baharda yeniden serhatlere gitmesi. Ne acıdır, Küçük Sait Paşa’nın Sultan II. Abdülhamit’e “sultanım bu gidişle elimizde kurban verecek Türk kalmayacak, ne olur şu Gayrı Müslimleri de askere alalım” diye yalvarması.
Türkler serhatlerde kan ve can verirken askere alınmayan Gayrı Müslimler meslek, iş ve para sahibi olup babadan oğula işletmeler ve servetler bıraktılar. Osmanlıda kazanıp Osmanlıya akıl almaz faizlerle borçlar verdiler ve Osmanlıyı batırdılar.
Siz bakmayın tarih bilmezlerin ya da tarih kalpazanlarının “Osmanlıyı İttihat Terakki yıktı” demelerine. Suçu İttihatçılara yüklemeye kalkanlar aslında Osmanlı’yı suçladıklarının, horladıklarının farkındalar mı acaba? Osmanlı tapusuz mülkte kurulan bir gecekondu muydu ki on yılda yıkılsın! Osmanlı üç asırda cihan imparatorluğu oldu, yıkılması da üç asır sürdü. Osmanlının on yılda yıkıldığını söylemek Osmanlıya hakarettir.
Yalan söylemeyelim, yalan hem İslam dinine hem de insanlığa karşı işlenmiş bir büyük suçtur. Kimseyi kandırmayalım ama kendimizi hiç kandırmayalım.
Geleceğimizi tüketiyoruz. Bizim kuşağın babaları anneleri kazandıkları kadar harcamadılar, hak ettikleri gibi yaşamadılar. Biz kazanmadığımızı harcıyoruz ödemesini de çocuklarımıza bırakıyoruz.
Osmanlı da öyle yapmıştı. 1854’de başlayan Osmanlı dış borcunu Türkiye Cumhuriyeti ancak 1954’de tasfiye edebilmişti.
Ne olur yeniden aynı akıbete sürüklenmeyelim ve ne olur yeniden doğmamış çocuklarımıza borç bırakmayalım.
Ne olur kendimizi kandırmayalım.
Yorumlar
Kalan Karakter: