Ergenekon Destanı’nı her zorluk karşısında yeniden hatırlamak ve ondan güç almak durumundayız. Yıkılmamak için, çökmemek için ve her zaman ayakta kalmak ve hep önde olmak için.
Ziya Gökalp ne güzel anlatır Ergenekon’da kalışı ve Ergenekon’dan çıkışı:
“Börteçine kurdun adı,
Ergenekon yurdun adı,
Dört yüz sene durdun, hadi,
Çık, ey yüz bin mızrağımız!”
Bir kişi girdiğimiz Ergenekon’dan yüz bin mızraklar çıktık, hem de demir dağları eriterek.
Türk’ün ateşine demir dağ mı dayanır?
Ergenekon bir destan ama tek destan değil Türk’ün şanlı tarihinde.
Bir destan daha var, orada da bir Bozkurt öncüdür ve orada da mızrakla dağı delmekte, düşmanı tepelemekte ve vatanı kurtarmakta devleti yeni baştan kurmaktadır.
O öncü Bozkurt Gazi Mustafa Kemal Atatürk, o destan Türk Milli Mücadelesidir.
Gerçeklerle yüzleşmek ama asla umutsuzluğa düşmemektir o günden bize kalan miras.
Mirliva Mustafa Kemal Paşa, eski Bahriye Nazırı(Denizcilik Bakanı) Hüseyin Rauf Bey, 20 Kolordu Kumandanı Ali Fuat Paşa ve 5. Kolordu Kumandanı Albay Refet 21/22 Haziran 1919 gecesi Amasya’dan dünyaya seslenirler:
“Vatanın bütünlüğü ve milletin bağımsızlığı tehlikededir. İstanbul hükümeti üzerine düşen sorumluluğu yerine getirememektedir. Bu hal, milletimizi adeta yok olmuş göstermektedir.
Milletin bağımsızlığını yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır.”
Tehlikeyi hiç gizlemezler ama inançlarını ve bundan beslenen kurtuluş umutlarını zerre yitirmezler.
Ve çıktıkları yoldan asla dönmezler.
Boyunlarında Halife Hazretlerinin idam fermanı, yüreklerinde istiklal aşkı ve vatan, millet sevdasıyla Doğu’dan Batı’ya dalga dalga kaplarlar Türk’ün kadim vatanı Anadolu’yu.
Sadece cephede düşmanla vuruşmazlar bir de içeride ihanetler ve isyanlarla boğuşurlar hem de ölümüne. 21 büyük isyan vardır o kahramanların ezdiği.
Silah yok, cephane yok, hatta asker bile yok doğru dürüst. Hepsi sağlanır ve zafer ayaklarına gelir.
Hiç de küçük düşünmezler, gözleri hep ufukları tarar ve hedefler hep daha ileridir.
30 Ağustos 1922’de verilen emir çok nettir ve sadece o güne değil aynı zamanda bugünedir, yarınlaradır:
“Ordular ilk hedefiniz Akdeniz’dir. İleri…”
Ya ikinci, üçüncü, dördüncü adım ve sonraki adımlar…
Endişe herkesin hakkıdır hatta görevidir ama umutsuzluk hiç kimsenin hakkı değildir.
Umutlar hep var ve hep var olacak…
Yorumlar
Kalan Karakter: