Yaşamak ama nasıl? Galiba en güzeli Nazım Hikmet’in deyişiyle “bir ağaç gibi tek ve hür/ ve bir orman gibi kardeşcesine” yaşamak.
Mümkün mü? Zor ama imkânsız değil. Yeter ki isteyelim ve yeter ki sadece istemekle kalmadan gereğini yerine getirerek. Ne özgürlüğümüzü feda etmek ne de başkalarının özgürlüğünü elinde almak; hatta hiç akla getirmemek!
Kimseyi düşman görmeden, kimseyi düşmanlaştırmadan. Yasalar varsa eğer bir ülkede ve o yasaları adaletle uygulayacak bağımsız erkler varsa size ne oluyor bana ne oluyor?
Onların görevi düşmanı bulmak, yakalamak ve yargıya teslim etmek. Suçlu mu değil mi, cezası ne o bir başka erkin yargının görevi.
Yaşamak “bir ağaç gibi tek ve hür/ ve orman gibi kardeşçesine” ama nerede?
Yavuz Bülent Bakiler “Eteği dumanlı, başı dumanlı/ Dağlarda doğmuşum/ Dağ çocuğum!/ Ben elleri toprak kopan bir babanın/ Ve topraktan koparılmış canlı bir kaya gibi/ Burcu burcu vatan kokan bir ananın oğluyum” der bir şiirinde ve galiba yukarıdaki “ama nerede” sorusunun yanıtına da verir:
BU VATANDA, KADİM TÜRK YURDU OLAN BU VATANDA…
Asırlarca aynı yurdu ekmiş biçmiş, asırlarca aynı kültürle yoğrulmuş, kaderde ve kıvançta ortak insanlar bir arada yaşamak zorundalar ve hakkındalar. Bu vatanın kahrını çekenler nimetini de hak edenlerdir.
Herkes kendi vatanına demekten daha doğru ve doğal ne olabilir ki?
Yoksa “evli evine, köylü köyüne” mi deseydim?
Birlikte türküler söylemek, halaylar çekmek, horon tepmek ve bar oynamak bizim dağlarda. Ve toprağa diz vurmak dağların doruğunda.
Tendürek’te, İlgaz’da, Kaçkarlarda, Ağrı’da, Allahuekber’de, Erciyes’te, Kocatepe’de ve bizim olan cümle zirvelerde.
Ve “ışıklar getirelim güneşin doğduğu yerden.”
Işıklar, ışıklar, ışıklar…
Yorumlar
Kalan Karakter: