Yakup Cemil’i bilmeyen yoktur herhalde? İttihat Terakki’nin meşhur fedaisi. Tetikçisi değil fedaisi. İkisi çok farklı şeyler; tetikçi ucuz adam, tetikçi düğmesi başkasının elinde olan adam. Fedai bir davaya inanan ve o dava uğruna gerektiğinde ölümü göze alan insan. Birisi vatan sevdalısı diğeri kullanılan adamcık.
Yakup Cemil daha İttihat Terakki’ye girmeden Balkan dağlarında Bulgar, Sırp, Rum çetecileriyle vuruşmaktadır. Yakup Cemil sadece Balkanlarda değil aynı zamanda Libya’dadır, İran’dadır.
Kader onu uğruna kurşunlar sıktığı İttihat Terakki ile daha doğrusu İttihat Terakki’nin sivil kanadı ile karşı karşıya getirir ve yine bizzat İttihatçılar tarafından Kâğıthane sırtlarında kurşuna dizilir. Günümüzdeki kimi infazlardan farklı olarak mahkeme kararıyla ve resmi görevliler tarafından kurşuna dizilir.
Kurşuna dizilmeden önce son sözleri sorulduğunda “Yaşasın Vatan, yaşasın millet, yaşasın İttihat Terakki” der. Çocuklarını da İttihat Terakki’ye emanet eder.
İttihat Terakki “vatana ihanet” suçlamasıyla kurşuna dizdiği Yakup Cemil’in karısı ve üç kızına “vatana hizmet tertibinden” aylık bağladı.
İnanmak ve yol arkadaşına sahip çıkmak, onların geride kalanlarının acısını paylaşmak Türk’e çok yakışan bir hasletti; galiba onu da kaybediyoruz.
Bir başka örnek daha vereceğim yakın tarihten; Alparslan Türkeş ve Orhan Kabibay’dan.
İkisi de kurmay albaydır ve ikisi de 27 Mayıs İhtilalinin önde gelen isimlerindendir. Sadece 27 Mayıs’ta değil 13 Kasım 1960’da da aynı kaderi paylaşırlar. 13 Kasım iç darbesi veya iç ihanetinde diyelim birisi Hindistan’a diğeri de Belçika’ya “zorunlu diplomat” olarak gönderilir.
Yolları yurda dönüşlerinde ayrılır. Türkeş ve beraber sürgüne gönderilen 12 arkadaşı Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi’ne Orhan Kabibay ve iki arkadaşı da Cumhuriyet Halk Partisi’ne girerler.
Daha önce Milli Birlik Komitesi’nde kesişen yolları bu sefer de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kesişir. Alparslan Türkeş Ankara’dan, Orhan Kabibay ise Sivas’tan milletvekili seçilmişlerdir.
Türkeş’in Başbakan Yardımcısı olduğu dönemde Orhan Kabibay Ege Bölgesinde galiba Afyonkarahisar civarında trafik kazası geçirir. Alparslan Türkeş yetkisini kullanarak askeri bir uçak kaldırır ve Orhan Kabibay’ı Ankara Gata Askeri Hastanesi’ne getirtir.
Yol arkadaşlığı ya da silah arkadaşlığı böyle bir şey olsa gerek.
Son bir örnek daha vereceğim. Muzaffer Özdağ Türkeş Bey’in isteğiyle Milli Birlik Komitesine alınmıştır, girmiştir demiyor, alınmıştır diyorum, çünkü o komiteye girmek için Türkeş Bey’in gücüne ihtiyaç vardı. O da 13 Kasım’da Tokyo’ya gönderildi. Ümit Özdağ Tokyo’da dünyaya geldi.
Son tartışmalarda birileri Ümit Özdağ’ın bazı iddialarına cevap verirken “genetik ihanetten” söz etti Muzaffer Özdağ’ın 11 Mart günü Milliyetçi Hareket Partisi’nden istifasını dillendirerek.
Doğrudur Muzaffer Özdağ Milliyetçi Hareket Partisi’nden istifa etmiştir ama ne o Alparslan Türkeş ne de Başbuğ Alparslan Türkeş Muzaffer Özdağ hakkında bir söz söylemiştir.
İkisine de aksi bir tavır zaten yakışmazdı. Nurlar içinde yatsınlar…
Yorumlar
Kalan Karakter: