Bir toplumun gelişmişlik düzeyini ölçmek için yalnızca ekonomisine, sanayisine ya da teknolojisine bakmak yeterli değildir. Asıl ölçü, o toplumun kadına verdiği değer, kadının eğitimde, üretimde, bilimde, sanatta ve siyasette ne kadar yer alabildiğidir. Çünkü kadın yalnızca bir birey değil; aynı zamanda toplumun geleceğini yetiştiren en güçlü eğitimcidir.
Eğitimli bir kadın, yalnızca kendi yaşamını değiştirmez. Yetiştirdiği çocukların dünyaya bakışını, ailesinin yaşam kalitesini ve toplumun kültürel seviyesini de yükseltir. Bu nedenle kadının eğitimi, bireysel bir hak olmanın ötesinde toplumsal kalkınmanın en önemli yatırımıdır.
Tarih boyunca uygarlıkların yükselişinde kadınların emeği, bilgisi ve fedakârlığı büyük rol oynamıştır. Buna karşın birçok toplum, kadını ikinci plana itmiş, eğitimden, üretimden ve karar alma mekanizmalarından uzak tutmuştur. Bunun bedelini ise yalnız kadınlar değil, bütün toplum ödemiştir. Çünkü nüfusunun yarısının potansiyelini kullanamayan bir ülkenin gerçek anlamda gelişmesi mümkün değildir.
Oysa kadın ve erkek birbirinin rakibi değil, yaşamın eşit ve tamamlayıcı iki parçasıdır. Birinin geride bırakıldığı yerde ne adalet yeşerir ne de kalkınma kalıcı olur. Eşit fırsatlar sunulan toplumlarda bilim gelişir, demokrasi güçlenir, üretim artar ve sosyal barış sağlam temeller üzerine kurulur.
Cumhuriyetimizin kuruluş yıllarında kadınlara tanınan eğitim ve seçme-seçilme hakları, dönemin birçok ülkesinden daha ilerici adımlardı. Bu kazanımlar, çağdaş Türkiye'nin temel taşlarından biri olmuştur. Bugün yapılması gereken ise bu anlayışı daha da ileri taşımak; kız çocuklarının eğitimini kesintisiz desteklemek, kadınların çalışma yaşamına katılımını artırmak ve her türlü ayrımcılığın önüne geçmektir.
Kadına yönelik şiddetin, ayrımcılığın ve fırsat eşitsizliğinin sürdüğü bir toplumun huzurlu olması düşünülemez. Kadının güven içinde yaşayamadığı, düşüncelerini özgürce ifade edemediği ve emeğinin karşılığını alamadığı bir ülkede gerçek demokrasiden de söz edilemez.
Unutulmamalıdır ki güçlü kadın, güçlü aileyi; güçlü aile ise güçlü toplumu oluşturur. Kadınların özgürce üretebildiği, okuyabildiği, yönetebildiği ve hayallerini gerçekleştirebildiği ülkeler, geleceğe daha güvenle yürürler.
Toplum olarak kadını yüceltmek; onu yalnızca sözlerle övmek değil, eğitimde, çalışma yaşamında, hukukta ve sosyal hayatta hak ettiği değeri vermekle mümkündür. Çünkü kadına yapılan her yatırım, aslında insanlığa ve geleceğe yapılan en değerli yatırımdır.
Gelişmiş toplumların ortak özelliği, kadını geri plana itmeleri değil; onu yaşamın her alanında eşit, özgür ve saygın bir birey olarak kabul etmeleridir. Geleceği aydınlatacak olan da işte bu anlayıştır.
Yorumlar
Kalan Karakter: