İnsanlar gibi ülkelerin de iyi ve kötü zamanları olur. Tarih dediğimiz şey, yalnızca zaferlerin ya da yenilgilerin kronolojik sıralaması değildir; aynı zamanda bir toplumun karakterinin, direncinin ve yönünü belirleme iradesinin aynasıdır. Zor zamanlar, milletlerin gerçek kimliğini ortaya çıkarır. Ayakta kalabilmek, yalnızca ekonomik ya da askeri güçle değil; hafızayla, bilinçle ve en önemlisi özgürlük iradesiyle mümkündür.
Bugün bazı çevrelerin, bu toprakların tarihine ve halkına yukarıdan bakan bir kibirle “monarşi yakışır” gibi ifadeler kullanması, sadece bir görüş beyanı değildir; aynı zamanda bu ülkenin birikimine, mücadelelerine ve bedellerine karşı açık bir saygısızlıktır. Daha da vahimi, bu söylemlerin, geçmişi katliamlar ve sömürü üzerine kurulu emperyalist bir aklın temsilcilerinden gelmesidir. Bu tür açıklamalar, yalnızca siyasi bir tercih önerisi değil, aynı zamanda bir zihniyetin dışavurumudur: Halkların kendi kaderini tayin etme hakkını yok sayan, onları yönetilecek birer nesne olarak gören bir zihniyet.
Oysa biz sömürge olmadık. Bu topraklar, iradesini teslim edenlerin değil, iradesini ortaya koyanların yurdu oldu. Bağımsızlık, bu milletin karakterine kazınmış bir değerdir. Kurtuluş mücadelesi, sadece bir askeri zafer değil, aynı zamanda bir onur ve varoluş meselesiydi. Bu yüzden bugün herhangi bir dış sesin gelip de “size şu yakışır” demesi, tarihsel gerçeklikle bağdaşmadığı gibi, bu halkın onuruna da dokunur.
Monarşi önerisi, yalnızca geçmişe dönüş çağrısı değildir; aynı zamanda halk egemenliğinin, demokratik iradenin ve eşit yurttaşlık anlayışının reddidir. Oysa çağımızın temel değeri, bireyin ve toplumun kendi geleceğini özgürce belirleyebilmesidir. Demokrasi, kusurlarıyla birlikte, halkın söz sahibi olduğu tek yönetim biçimidir. Eksikleri düzeltmenin yolu ise daha az demokrasi değil, daha çok demokrasi, daha güçlü kurumlar ve daha bilinçli bir toplumdur.
Tarih cahilliği, sadece geçmişi bilmemek değildir; geçmişten ders çıkarmamaktır. Eğer bir ülkenin geçmişi, bağımsızlık mücadelesiyle, halk iradesiyle ve eşitlik arayışıyla şekillenmişse, o ülkeye monarşi önermek, en hafif tabirle bu gerçeği görmezden gelmektir. Daha ağır bir ifadeyle ise bu, halkın kazanımlarını küçümsemektir.
Bugün ihtiyacımız olan şey, geçmişi romantize etmek ya da dışarıdan gelen akıllara kulak vermek değil; kendi tarihimizden güç alarak geleceğimizi inşa etmektir. Bağımsız, demokratik ve laik bir Türkiye, yalnızca bir ideal değil; bu toplumun ortak hafızasında yer etmiş bir hedeftir. Bu hedefe ulaşmanın yolu ise eleştirel düşünceden, özgür basından, güçlü bir hukuk sisteminden ve örgütlü bir toplumdan geçer.
Unutulmamalıdır ki bir ülkenin karakteri, zor zamanlarda aldığı tavırla ölçülür. Eğer bugün hâlâ bağımsızlık ve demokrasi diyebiliyorsak, bu geçmişte verilen mücadelenin sayesindedir. Aynı kararlılığı bugün de göstermek, sadece bir tercih değil, tarihsel bir sorumluluktur.
Biz bu topraklarda boyun eğmeyi değil, ayağa kalkmayı öğrendik. Ve biliyoruz ki bir ülkenin gerçek gücü halkın iradesinden doğar.
Yorumlar 1
Kalan Karakter: