Samsun’un denize açılan yüzü, rüzgârla serinleyen sokakları, çocukluğumuzun tuz kokan anıları…
Bir zamanlar “Matasyon” dediğimiz o sade, gösterişsiz kıyılarda denize girerdik. Ne beton duvarlar vardı önümüzde ne de sahili perdeleyen yapılar. Denizle aramıza mesafe koymayan, aksine bizi onunla buluşturan bir Atakum vardı. Çocukluğumuzun en berrak aynasıydı orası; hem özgürlüğümüzün hem de eşitliğimizin mekânıydı. Çünkü deniz herkesindi.
Bugün dönüp baktığımızda ise aynı sahilin bambaşka bir hikâye anlattığını görüyoruz.
Atakum, Samsun’un yalnızca bir ilçesi değil; aynı zamanda bu kentin nefes borusudur. Kentin stresini, gürültüsünü, kalabalığını alıp denizin sonsuzluğuna bırakan bir alan… Ama ne yazık ki bu nefes borusu, giderek daraltılıyor. Plansız yapılaşma, kıyıların hoyratça kullanımı ve her boş alanın “değer” adı altında ranta açılması, Atakum’u yaşanacak bir yer olmaktan uzaklaştırıyor.
Bugün sahil şeridine baktığımızda, denizi görmek için bile aralardan sızmak zorunda kaldığımız bir tabloyla karşılaşıyoruz. Oysa kıyılar, doğası gereği kamusal alanlardır. Hiçbir duvar, hiçbir işletme, hiçbir çıkar ilişkisi halkın denizle olan bağını kesmemelidir. Ama gelinen noktada sahil, parça parça bölünmüş; kimi yerde ticari işletmelere, kimi yerde ise kontrolsüz kullanıma terk edilmiştir.
Yerleşim alanları da farklı değil. Bir zamanlar nefes alınabilen, yeşilin ve mavinin iç içe geçtiği Atakum, bugün betonun ağırlığı altında eziliyor. Her yeni bina, bir ağacın, bir boşluğun, bir nefes alanının kaybı anlamına geliyor. Kentleşme elbette kaçınılmazdır; ancak plansız ve yalnızca kazanç odaklı bir kentleşme, yaşam kalitesini yükseltmez, aksine düşürür.
Peki, nasıl bir Atakum hayal ediyoruz?
Öncelikle, deniziyle yeniden barışmış bir Atakum… Sahilin herkes için eşit ve özgür olduğu, yürüyüş yollarının, parkların ve kamusal alanların çoğaldığı bir kıyı şeridi. Betonun değil, insanın ve doğanın öncelendiği bir anlayış…
Sonra, planlı bir kentleşme…
Her yeni yapının doğaya ve kent dokusuna saygı gösterdiği, yeşil alanların artırıldığı, çocukların güvenle oynayabildiği mahalleler…
Beton yığınları arasında sıkışmış değil, nefes alabilen bir şehir…
Ve en önemlisi, katılımcı bir yerel yönetim anlayışı…
Atakum’da yaşayan insanların söz sahibi olduğu, kararların kapalı kapılar ardında değil, halkla birlikte alındığı bir yönetim modeli. Çünkü bir kenti güzel yapan yalnızca binalar değil; o kentte yaşayan insanların ortak iradesidir.
Atakum hâlâ kurtarılabilir. O eski ruhunu, o samimi ve özgür havasını yeniden yakalanabilir. Bunun için yapılması gereken şey çok basit aslında: Rantı değil, insanı merkeze koymak.
Çünkü biz Atakum’u sadece bir yer olarak değil, bir hatıra, bir yaşam biçimi olarak seviyoruz.
Ve o hatıraların, betonun gölgesinde kaybolmasına razı değiliz.
ATAKUM HAYALİM
Yayınlanma :
16.04.2026 08:15
Yorum Yazma Kuralları
Lütfen yorum yaparken veya bir yorumu yanıtlarken aşağıda yer alan yorum yazma kurallarına dikkat ediniz.
Türkiye Cumhuriyeti yasalarına aykırı, suç veya suçluyu övme amaçlı yorumlar yapmayınız.
Küfür, argo, hakaret içerikli, nefret uyandıracak veya nefreti körükleyecek yorumlar yapmayınız.
Irkçı, cinsiyetçi, kişilik haklarını zedeleyen, taciz amaçlı veya saldırgan ifadeler kullanmayınız.
Türkçe imla kurallarına ve noktalama işaretlerine uygun cümleler kurmaya özen gösteriniz.
Yorumunuzu tamamı büyük harflerden oluşacak şekilde yazmayınız.
Gizli veya açık biçimde reklam, tanıtım amaçlı yorumlar yapmayınız.
Kendinizin veya bir başkasının kişisel bilgilerini paylaşmayınız.
Yorumlarınızın hukuki sorumluluğunu üstlendiğinizi, talep edilmesi halinde bilgilerinizin yetkili makamlarla paylaşılacağını unutmayınız.
Yorumlar
Kalan Karakter: