Fransız yazar Victor Hugo der ki; "Borç; sadık bir köle olduğu sürece iyidir, ancak efendi olmaya başladığında felaket yakındır."
Bizim için durum tam da ikincisi. Efendi biz değil borçlarımız haline geldi çünkü borçlarımız artık çığırından çıktı.
Geçenlerde ekonomiden anlayan bir arkadaşım uyardı; TL cinsi sabit faizli kuponlu senetlerin yıllık birikimli faizi, hedeflenen enflasyonun üstündeymiş.
15 Mart 2028 olan 672 gün vadeli son ihalede Hazine, önümüzdeki yaklaşık iki yıllık dönem için yıllık bazda yüzde 41,80 faiz öngörmüş.
Ne demek bu? Eğer faizin bu derece yükseleceği öngörülüyorsa, enflasyon da uçmuş gitmiş demektir o vakit.
Biz yine borçlanmaya dönelim. Vatandaşın alım gücü düştükçe, borçlar da katlanarak artıyor. Vatandaşın çoğu kredi kartı, taksitli avans ve bireysel kredilerle geçimini sağlamaya çalışıyor.
Bakın idare etmeye çalışıyor demiyorum. Bu kartlarla yaşıyorlar. Maaş yetmiyor. Kartlara yükleniyorlar. Faiz yükseldikçe da bu kez o kartları ödemekte zonlanıyorlar. Hoop bankaların kucağındasın.
İşte böyle bir ortamda faizler düşmüyor, düşürülemiyor. Artık faizin, enflasyonun yüksek olması Merkez Bankası'nın da işine geliyor diye düşünmeye başladım. Sonuçta Merkez Bankası da borçlandığı parayı faiziyle bankalara, bankalar da üstüne koyarak faiziyle vatandaşa satmıyor mu?
Hazine de bu krediler sayesinde KKDF, BSV olarak kasasını doldurmuyor mu?
Buyurun bakalım. Gel de inan şimdi enflasyonu düşürmek istediklerine. Olan bize işçiye, emekliye, memura, esnafa, asgari ücretliye oluyor.
Bir de işin şu tarafı var. Ekonomi yönetimimiz gerçekten enflasyonu mu önceliyor yoksa büyümeyi mi. Tabii ki büyümeyi.
Enflasyonda bir arpa boyu yol alamadık ama ekonomi son 5 yılda 800 milyar dolardan 1 trilyon 640 milyar dolara çıktı. Şimdi hangisi önemli enflasyon mu büyüme mi?
İyi ki dezenflasyon programımız var. Bir de olmasa ne olurdu halimiz bilemiyorum.
Enflasyondaki bu kararlı direnç bana ister istemez dezenflasyon programı denilince Nasreddin Hoca'nın 'dostlar alışverişte görsün fıkrası'nı hatırlatıyor artık. Bakın anlatayım:
Nasreddin Hoca günün birinde yumurta ticaretine atılmış.
Ancak ticari zekasını kendine has mizacıyla kullanan Hoca, yumurtaların dördünü beş akçeye alıp, aynı fiyata, beşini beş akçeden satıyormuş.
Hoca'nın sürekli zarar ettiğini gören komşuları ve tanıdıkları yanına gelmişler ve şaşkınlıkla sormuşlar:
"Yahu Hoca'm, dördünü beş akçeye aldığın yumurtanın, nasıl beşini beş akçeden satarsın? Bu nasıl ticaret, bu gidişle sen iflas edersin!"
Hoca, gayet sakin ve gülümseyerek şu meşhur cevabı vermiş:
"Siz hiç merak etmeyin, ben ne yaptığımı biliyorum. Varsın zarar edeyim; maksat dostlar alışverişte görsün."
Bir işi göstermelik yapıyorsanız bundan iyi bir anlatım olamaz.
O yüzden hiç karnımızdan konuşmayalım; ben ortada enflasyonla mücadele programı falan göremiyorum. 3 yıldır verdiğimiz mücadeleye rağmen geldiğimiz nokta ortada çünkü.
Bakın çevrenize, "Enflasyon seneye tek haneye inecek" diyen var mı? Onlar da ümidi kesmişler ki artık böyle bir iddia bile ortaya koyamıyorlar.
Yanıldıkları nokta şu ki, halk enflasyona alıştı sanıyorlar. Ama kimse alışmak bir yana yaşayamaz halde, farkında değiller.
Siyasette biriken iç riskler, dünyada çalınan savaş tamtamları, artan enerji maliyetleri, artan küresel faiz ortamı, gelmeyen dış yatırımlar...
Bu işin sonu umarım çok kötü günlere çıkmaz.
Ve yine umarım, tünelin ucunda gördüklerini söyledikleri ışık, üzerimize gelen trenin ışığı değildir!
Yorumlar
Kalan Karakter: