Bir ülkenin gelecekteki teminatı çocuklar…
Onları elimizden geldiğince kendi kültürümüzle…
Aidiyet duygularıyla...
Toplum ahlak kabul ve kurallarıyla…
Beşeri bir insan olmanın gereksinimleriyle…
İleride içinde yeşerecekleri topluma birer beşeri insan olarak katılmalarını sağlayacak dolulukla hazırlamamız gerekiyor.
Çünkü bir gün bizden kopacaklar ve birer birey olarak hayat çarkının dişlileri arasında her türlü mekanizmayla başa çıkmanın kaygısında olacaklar.
Elbette mutluluklar da olacak hayatlarında…
Elbette yaşadıkların, karşılaştıklarından keyif alacaklar.
Elbette bir gün, bazıları bu ülkenin yönetilmesinde görev bulacaklar.
Daha da önemlisi, bu ülkenin geleceğini şekilleyecek seçim ve tercihleri yapmak mecburiyetinde kalacaklar.
O nedenle, bugün aldıkları eğitimin.
Onlara bu katkıları yapacak eğitmen, anne ve babalarının tavır ve tarzlarının son derece önemi var.

Kültürlü birer toplum bireyi olmalarının ülkemiz geleceği içinde yadsınamayacak bir ehemmiyeti var.
Bilmeyen anlayamaz.
Görmeyen şekillendiremez.
Bilinç ve kültür sahibi olmayan doğru tercih yapamaz.
Zaten sık sık sohbetlerimde Japon toplumunu örnek vermemin nedeni budur.
Daha ana kucağından çıktıkları yaştan itibaren önce doğru insan olmayı…
Toplum kurallarına uymayı…
Geniş ve zengin kültür birikimine sahip olmalarını hedefliyor ve eğitim süreçlerini bu şekilde yürütüyorlar.
Onun içindir ki Japonya kültür bakımından en zengin ve birikimli bir toplum olarak anılmayı hak ediyor.
Buna rağmen lise mezunu olmayan hiçbir Japon vatandaşı seçimlerde oy kullanamıyor.

Bu örneği küçük torunumun eğitim aldığı kurum olan Neşe Erberk Eğitim Yuvası'nda verdim.
Ama onlar uyguladıkları ve takip ettikleri eğitim sistemi ile yollarını zaten çizmiş ve zenginleştirmişler.
İster Türkçe, ister oyun, isterse İngilizce dersleri olsun tamamında verileri ve uygulamaları küçük zihinleri doğru bilgilere yönlendirmek ve hayat içinde kullanabilmek adına bir eğitim alıyorlar.
Böylelikle hem günlük yaşamlarında elit birer insan olma hedefine yürüyorlar.
Hem de saatlerini bir şekilde tamamlamak yerine yaşamın gerçek koşullarıyla haşır, neşir oluyorlar.
Tabii bunda kurucu Nilgün hocanın, Leyla hanım ve diğerlerinin katkısı son derece büyük ve ehemmiyetli.
O nedenle son sözü kahve muhabbeti yaparken Nilgün hocama bırakıyorum.

O, amaçlarının ne olduğunu ifade ederken diyor ki;
"Geleceğe yön vermek istiyoruz.
Çalışmalarımızı ona göre yönlendiriyoruz.
Ezbercilik değil yaptıklarımız.
Çocuklarımıza dokunuyoruz.
Yaşayarak, yaşatarak öğretiyoruz."
Geleceğe başka nasıl yön verilebilir, değil mi?
Yorumlar
Kalan Karakter: