UZUN bir kış uykusundayız hala Samsun olarak…
Her şeyi akışına bırakmak ve güç bende diyen herkese, her şeyi teslim ederek yürümeyi alışkanlık haline getirmişiz.
Sorumluluk üstlenmek yerine, seyretmeyi tercihlemek yaşam biçimimiz olmuş.
Neyi sunmuşlarsa tereddütsüz ‘olur’ demişiz bugüne kadar…
Elimizden alınanlara, ‘ne oluyor’ bile diyememişiz.
Böyle olunca sadece şikayet etmek, yakınmak düşmüş kaderimize…
Öyle olunca da kimselere derdimizi anlatamadığımız gibi, anlamak için gayret sarf edebilecek birini bulmaktan da yıllar boyu mahrum kalmışız.
Oysa bilmeliydik ki;
Derdini anlatmayan...
Derdine sahip çıkamayan…
Derman bulamaz.
Bizi de bizden başka kimse anlamaz.
Aslında o kadar çoğuz ki…
Her birimiz bir kıyıya, köşeye dağılmışız.
Kendimizin…
Bilgimizin…
Becerimizin…
Bu kent hakkında her türlü vasıf ve bilgiye sahip olduğumuzun farkına varamamışız.
Belki zaman zaman hatırlamışız da köşe kapmaya bayılan egemen güçler karşısında güç olmayı denememişiz bile...
Bu kent ve kent bilinci hakkında her şeye sahibiz oysa…
Kimsenin kızından aşağı değiliz.
Hatta fazlamız bile var.
Tek eksiğimiz bir olamamamız…
Dün Samsun’umuzun önemli bir iş insanı ve spor adamı kardeşimle uzun uzun sohbet ettik.
Baktım ki o benden bile dolu.
‘İhmal ettik, hem kendimizi hem kentimizi. Bilinçsiz, vasıfsız insanlara teslim ettik’ dedi.
Ve ekledi:
‘Ama hala zamanımız var. Geç kalmış değiliz.
Öne çıkmalıyız
Görev almalıyız.
Her şeyden önce birbirimiz bulmalı ve bir olmalıyız.’
Sanırım yakında yeni bir dönemi yaşayacak Samsun…
Bu kenti yaşayanlar ve her şeyine muktedir olanlar kabuklarından çıkacak, akıllarını, bilgilerini, becerilerini bir araya getirecekler.
Meydan boş kalmayacak yani…
Güçse, güç.
Ama Samsun’dan yana, Samsunlunun yanında olacak bir güç...
Yorumlar
Kalan Karakter: