Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk ve tek toprak kaybı bu hükümet döneminde yaşanmıştır ama ne gariptir ki ülke toprağını düşmana adeta hediye eden bu hükümet şimdi siyasi rakiplerini düşmana teslim olmaya adeta hazır göstermek gibi bir garip çabanın girdabında çırpınmaktadır.
Cumhuriyet ilan edildiğinden bugüne kadar toprak kaybetmediği gibi tam tersine toprak kazanmıştır.
Bunlardan birisi Atatürk’ün “benim şahsim meselem” diye tanımladığı ve “40 asırlık Türk vatanı terk edilemez” dediği Hatay’ın anavatan katılması bir diğeri de Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kurulması ise bir başkası da Süleyman Şah Türbesi ve Karakolu’nun Suriye Topraklarındaki 10 dönümlük bir alanda yapılanması ve Türk Bayrağı’nın dalgalanmasıdır.
Ne yazık ki, Süleyman Şah Türbesi ve Karakolu 21 Şubat 2015’te bir sabaha karşı Şah Fırat adı verilen bir operasyonla adeta kaçırılmış ve türbe kalıntıları sınıra 180 metre mesafedeki Eşme Köyü’ne taşınmıştır.
Acıdır ama bu ülkenin Cumhuriyet’in ilanından sonraki ilk toprak kaybıdır. Temennim ve duam odur ki son toprak kaybı olsun.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı ve Türk Orduları Başkomutanı Gazi Mustafa Kemal Paşa 30 Ağustos 1922’de “Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz’dir: İleri” emrini verdiğinden tam 9 gün sonra şanlı Türk Ordusu İzmir’de Akdeniz’e ulaşmıştı.
O yıllarda Ege Denizi diye bir deniz tanımlaması yoktu ve şimdilerde Ege Denizi diye adlandırılan o deniz de Akdeniz diye dillendiriliyordu.
“40 asırlık Türk Yurdu” dışarıda kalmıştı ama ne Atatürk’ün aklından ne de bu milletin gönlünden çıkmıştı.
1923’ün Mart ayı, Gazi Mustafa Kemal Atatürk Mareşal formasıyla Adana’da. Coşkulu bir kalabalık var. Aralarında kadınlarıyla kızlarıyla siyahlar giyinmiş bir de İskenderun heyeti var. Ellerinde “bizi de kurtarın” yazılı kız çocukları Atatürk’ün huzuruna çıkarlar. İçerlerinden birisi titrek ve duygulu bir sesle oldukça etkileyici bir konuşma yapar. Gazi Mareşal Mustafa Kemal Atatürk daha fazla dayanamaz ve “Kırk asırlık Türk yurdu ecnebi eline bırakılamaz” der.
Daha sonra yanındakilere “kıza verdiğim cevap belki politik anlayışa uygun olmadı. Fakat gerçek budur” diyecekti. Hatay meselesi artık Mustafa Kemal Atatürk’ün hem milli hem de şahsi meselesidir. Bunu her yerde her zaman dile getirecek ve hatta cumhurbaşkanlığından istifa ederek toplayacağı beş on bin kişilik gönüllü bir güçle bizzat hayata geçirmeyi bile planlayacaktı.
Artık sağlığı iyice bozulmuştur ama Hatay’ı ve İskenderunlu o genç kısa verdiği sözü hiç unutmamıştır.
Bir gün Fransa’nın Suriye Olağanüstü Komiseri Ponçet’le karşılaşır Ankara Palas’ta. “Hatay işi benim şahsi meselemdir. Beni üzüyorsunuz. Korkarım ki beni, başka türlü halle mecbur bırakacaksınız” der. Atatürk’ün yüksek sesle söylediği bu sözü duyan bir genç “Atatürk, üzülme arkanda bir varız” diye bağırır.
Atatürk’ün cevabı da tarihidir:
“Biliyorum çocuğum. Onu bildiğim içindir ki böyle konuşuyorum.”
Atatürk kararlıydı, sağlığın alabildiğine bozulduğu günlerde bile Mersin ve Adana’ya gitti, askeri birlikleri denetledi ve dünyaya mesajını bir kere daha verdi. Bu mesaj herkes tarafından en doğru şekilde algılanacak ve Albay Şükrü Kanatlı komutasındaki Türk ordusu 5 Temmuz 1938 günü Hassa ve Payas’tan iki koldan Hatay’a girecekti.
DEVAM EDECEK
Yorumlar
Kalan Karakter: