Değişiyoruz hem de oldukça hızlı bir şekilde.
Hem kılıkta kıyafette, hem örfte adette, hem de kemiyette.
Dindarlaşmıyoruz Araplaşıyoruz.
Anlamsız ve kontrolsüz bir “sığınmacı” saldırısında uğruna asırlarca can verdiğimiz bu güzel vatan.
Uğruna kınalı kuzuların koç yiğitlerle, koç yiğitlerin ak saçlı aksakallı büyüklerle yan yana savaştığı bu vatanda, korkarım ki çok uzak olmayan bir gelecekte, Türkler olarak azınlığa düşeceğiz.
Sadece gelenler değil aynı zamanda gidenler de her geçen gün artıyor. Bu belki de daha büyük bir sorun.
Elin vasıfsızları bize gelirken bizim yetişmişlerimiz yabana gidiyor. Onlar bin bir emekle büyütüldüler, onlar hayal edilmesi zor umutlarla yetiştirildiler ve onlar artık gidiyorlar.
Bu gidiş yok oluşa gidiştir, bu gidiş felakete gidiştir. Gidenler için değil kalanlar içindir bu bitiş. Yetişmiş evlatlarını kaybeden milletlerin varlıklarını sürdürmeleri ne mümkün!
Gelenler sürü sepet. Gelenler doğurgan hem de alabildiğine. Gelenler genç, gelenler dinç, gelenler erkekse duba gibi, kadınsa boya küpü.
Ve hep öndeler okulda, hastanede, sosyal yardımlarda.
Kalanlar; yaşlılar, işsizler, hem de diplomalı genç işsizler, kimileri de birden fazla diplomalı bu işsizlerin. Yorgun, bıkkın, bitkin. Kısacası umutsuz gençler.
Gelenler; ekmek elden su gölden, yok canım, ekmek te bizden su da bizden.
Biz tükenirken onlar ürüyor, onlar çoğalıyor ve onlar bazı bölgelerde toplanıyor, birikiyor ve şimdilik bazı bölgelerde ama yarın hemen her bölgede seçimleri etkileme potansiyeline ulaşıyorlar.
Konu salt nüfus yapısının bozulması değil aynı zamanda geleneklerimiz de değişiyor, farkında mıyız bilmiyorum ama biz giderek hızla Araplaşıyoruz.
Adımızla, örfümüzle, kılığımızla kıyafetimizle ve sesimizle, sözümüzle.
Sözümüz çıkmaz, sesimiz duyulmaz oldu uzun zamandır. Konuşacak takatimiz mı kalmadı yoksa bize kulak veren mi yok?
Biz ki mensup olduğumuz coğrafyada “mazlum milletlere” örnek bir Milli Mücadele’nin ve Kurtuluşun ilk örneğini vermiştik. Biz ki şarkın ve garbın(doğunun ve batının) öncüsü ve örneğiydik.
Uyanmak ve toparlanmak zorundayız.
Geçmişimize söverek ve onu yok sayarak değil, geçmişimizin de hem bizim hem de güzel olduğunu kabul ederek ama hep daha ileriyi hedefleyerek yürümek… Güzel ve doğru olan tek şey bu.
Bu vatanda Türk üst kimliğinde buluşup Türk olarak kalmak, Türk gibi düşünmek, Türk gibi yaşamak ve ileriye, hep ileriye koşmak.
Hayal değil bu gerçek…
Niye olmasın.
Yorumlar
Kalan Karakter: