Yalanla avutmak! Çıkar ortaya, bugün olmazsa yarın, yarın olmazsa, bir sonraki gün; ama mutlaka çıkar ortaya.
Kaderle avutmak öyle mi? Yalan değil ki çıksın ortaya. Yalan değil ama İslam’ın Emevi yorumu. Hani şu Ehlibeyti yani Hazreti Muhammet’in yani Allah’ın son elçisi ve İslam’ın Peygamberinin torunlarını Kerbelâ’da acımasızca kılıçtan geçiren Yezit’in babasının yorumu.
Ali’ye karşı isyanını ve evlatlarına karşı katliamını savunmak ve bir taraftan kılıcını cemaate göstererek “bunun da hakkını unutmayın” diyen Muaviye’nin ve ahfadının öbür taraftan da kutsal dini istismar etmek ihtiyacının bir sonucudur.
“Ben geldiysem başa, bu kaderdir” demek ya da “kaderlerinde olmasaydı kılıçtan geçirilebilirler miydi” diye sorarak meşrulaşmak.
İslami ifade ile “hile-i şeriyye” yani “şekil bakımından hukuka uygun bir işlemi vasıta kılarak yasaklanmış olan bir sonucu elde etmek için yapılan işlem.”
Hukukun alet edilmesi; hem de göz göre hem de insanların gözünün içine baka baka.
Artık gerçekle yüzleşmek zorundayız.
Bizim ihmalimizi, umursamazlığımızı, hırsızlığımızı Allah’a havale edemeyiz. Bundan daha büyük utanmazlık, daha büyük bir yüzsüzlük olmaz.
Hele bir de kendi günahımızı Allah’a havale ederken karşımızdakileri kadere karşı gelmekle suçlarsak.
İnsanın kendi hatasını bilmesi noksanlık değil erdemdir. Hele bir de bu hatanın gereğini yaparsa.
Mesela istifa etmek gibi.
Ne yazık ki kaderin Emevi yorumu sorumluları istifadan da kurtarıyor. Ya da en azından onlar kurtulduklarını sanıyorlar.
Hele bir de sen, yani asıl söz sahibi olan sen, yani bu vatanın, bu devletin, sahibi, yani cumhurun ta kendisi olan sen yasal yollardan söz söyleme hakkını kullanmıyorsan.
Yani haksızlığa, arsızlığa, hırsızlığa, yolsuzluğa kimden gelirse gelsin-siyasi kimliğine bakmadan- “dur” demiyorsan…
Nazım Hikmet’in ifadesiyle bitirelim bu yazıyı:
“kabahat senin,
— demeğe de dilim varmıyor ama —
kabahatın çoğu senin, canım kardeşim!”
Yorumlar
Kalan Karakter: