Sabahın ilk ışığında kepengini kaldıran bakkal amca, akşam ezanına kadar mahallenin nabzını tutardı. Kimin evinde hastası var, hangi çocuğun defteri eksik, hangi annenin veresiye defterine mahcup bir bakış bıraktığını en iyi o bilirdi. O küçük dükkânların raflarında yalnızca ekmek, şeker, çay satılmazdı; güven satılırdı, dayanışma satılırdı, insanlık yaşardı.
Mahallenin berberi vardı sonra…
Dükkânının camında dönen kırmızı beyaz çizgili direğiyle adeta bir sohbet durağıydı. Tıraş olmak bahaneydi aslında; insanlar oraya biraz da içini dökmeye giderdi. Futbol konuşulurdu, siyaset konuşulurdu, çocukların geleceği konuşulurdu. Aynanın karşısında yalnızca saç sakal düzelmezdi; insanların morali de toparlanırdı.
Bir de manavımız vardı…
Tezgâhındaki aynalar meyveleri daha parlak gösterirdi belki ama asıl parlayan şey esnafın yüzündeki samimiyetti. “Bu elmalar yeni geldi abi,” derken bile içinde bir içtenlik olurdu. Çürük meyveyi alta saklayan değil, iyisini müşterisine ayıran insanlardı onlar.
Şimdi dönüp bakıyoruz da…
O güzel insanların çoğu artık büyük bir çilenin içinde yaşam mücadelesi veriyor.
Elektrik faturaları altında ezilen, kira yüküyle boğuşan, vergiyle, stopajla, sigorta primleriyle ayakta kalmaya çalışan bir esnaf gerçeği var bugün karşımızda. Sabah erkenden dükkân açıp gece yarısına kadar çalışan ama ay sonunda eline doğru düzgün bir kazanç kalmayan insanlar bunlar. Çoğu zaman kendi emeğinin işçisi olmuş durumdalar.
Eskiden müşteri dükkâna girince yüzü gülerdi esnafın. Şimdi kapı her açıldığında önce umutlanıyor, ardından çoğu zaman hayal kırıklığı yaşıyor. Çünkü insanlar da haklı olarak alım gücünü kaybetmiş durumda. Kimse keyfinden pazardan yarım kilo domates almaz. Kimse evladına istediği oyuncağı almamayı içine sindiremez.
Kaybeden sadece esnaf değil aslında.
Kaybeden mahalle kültürü.
Kaybeden insan sıcaklığı.
Kaybeden dayanışma ruhu.
Bugün büyük market zincirlerinin soğuk ışıkları altında alışveriş yaparken, aslında biraz da eski mahallemizi kaybediyoruz. Çünkü küçük esnaf yalnızca ticaret yapmazdı; mahallenin hafızasıydı. Cenazeyi ilk o duyardı, düğünde ilk o koştururdu. Mahallede aç kalan varsa çoğu zaman ilk onun vicdanı hissederdi.
Şimdi ise pek çok esnaf dükkânının ışığını kapatmanın eşiğinde. Borç defterleri kabarıyor, umutları küçülüyor. Bir zamanların neşeli dükkânları, bugün sessizliğin ve kaygının mekânına dönüşüyor.
Oysa bir ülkenin gerçek ekonomisi yalnızca dev binalarla, büyük holdinglerle ölçülmez. Bir ülkenin ruhu, sokağındaki küçük dükkânların yaşayıp yaşayamadığıyla anlaşılır. Çünkü küçük esnaf ayakta kalıyorsa toplumun damarlarında hâlâ hayat var demektir.
Belki de artık biraz durup düşünme zamanı…
Çocukluğumuzun o sıcak mahallelerini neden özlediğimizi anlamanın zamanı. Çünkü insan, en çok kaybettiği samimiyeti özlüyor.
Ve biliyor musunuz?
Bir gün son mahalle bakkalının da ışığı sönerse, yalnızca bir dükkân kapanmış olmayacak.
Bir dönemin vicdanı da sessizce kepenk indirecek.
Yorumlar
Kalan Karakter: