Toplumlar da insanlar gibidir; uzun süre aynı sıkıntıları yaşadıklarında, aynı sorunlarla boğuştuklarında ve aynı belirsizliklerin içinde bırakıldıklarında bir noktadan sonra sabırlarının sınırına gelirler. İşte bugün ülkemizin içinde bulunduğu tablo da tam olarak budur. Yıllardır devam eden ekonomik krizler, artan hayat pahalılığı, işsizlik, gelir dağılımındaki adaletsizlik ve geleceğe dair kaygılar, toplumun neredeyse tüm kesimlerini nefes alamaz hale getirmiştir.
Bir zamanlar orta direk olarak tanımlanan geniş halk kesimleri artık ay sonunu getirebilmenin hesabını yapmaktadır. Emekliler yıllarca verdikleri emeğin karşılığını alamamanın üzüntüsünü yaşarken, gençler geleceklerini başka ülkelerde aramanın yollarını araştırmaktadır. Esnaf ayakta kalma mücadelesi verirken, çiftçi ürettiğinden kazanamaz hale gelmiştir. İşçiler, memurlar ve dar gelirli vatandaşlar her geçen gün biraz daha yoksullaşmaktadır.
Bu tablo karşısında toplumun beklentisi sorunların çözülmesi, adaletli ve kalıcı politikaların hayata geçirilmesidir. Ancak ekonomik sıkıntıların üzerini örtmek amacıyla ortaya konulan söylemler ve gündem değişiklikleri artık halkta beklenen karşılığı bulmamaktadır. Çünkü vatandaşın gündemi çok nettir: geçim derdi.
İnsanlar pazara çıktığında, market raflarına baktığında, faturalarını öderken ya da çocuklarının eğitim masraflarını karşılarken yaşadığı gerçeklerle yüzleşmektedir. Bu gerçekler karşısında yapılan açıklamalar ne kadar farklı olursa olsun, vatandaşın mutfağındaki yangını söndürmeye yetmemektedir.
Toplumun ruh hali incelendiğinde, artık önemli bir değişim beklentisinin oluştuğu açıkça görülmektedir. Demokrasiyle yönetilen ülkelerde halkın en büyük gücü sandıktır. Vatandaşlar yaşadıkları memnuniyeti ya da memnuniyetsizliği seçimlerde ortaya koyarlar. Bugün kamuoyunda hissedilen hava da toplumun önemli bir bölümünün mevcut gidişattan rahatsız olduğunu göstermektedir.
Elbette iktidarlar gelir, gider. Asıl önemli olan ülkenin kurumlarının güçlü kalması, demokrasinin işlemesi ve toplumsal huzurun korunmasıdır. Ancak bunun sağlanabilmesi için yönetenlerin halkın sesini duyması, eleştirileri düşmanlık olarak değil bir uyarı olarak görmesi gerekir. Çünkü sorunların konuşulmadığı, eleştirilerin dikkate alınmadığı dönemler çözüm üretmez; aksine sorunları daha da büyütür.
Bugün ülkemiz adeta bir yol ayrımına doğru ilerlemektedir. Bu yol ayrımında tercih edilecek yön, yalnızca siyasi partilerin değil, aynı zamanda toplumun geleceğini de belirleyecektir. Ekonomik refahın, hukukun üstünlüğünün, demokratik değerlerin ve toplumsal barışın güçlendiği bir yol mu seçilecek, yoksa mevcut sorunların derinleştiği bir çıkmaz sokakta yürümeye devam mı edilecek?
Tarih bize göstermiştir ki hiçbir toplum sonsuza kadar aynı şartlarda yaşamaz. Değişim kaçınılmazdır. Önemli olan bu değişimin sağduyu içerisinde, demokratik kurallar çerçevesinde ve toplumsal birlik duygusu korunarak gerçekleşmesidir. Çünkü hepimizin ortak paydası, üzerinde yaşadığımız bu güzel ülkenin geleceğidir.
Çıkmaz yolların sonu bellidir. Ancak yeni yollar açmak, yeni umutlar yaratmak ve geleceği yeniden inşa etmek toplumların kendi elindedir. Türkiye'nin de bugün her zamankinden daha fazla akla, liyakate, adalete ve ortak geleceğe ihtiyacı vardır.
Yorumlar
Kalan Karakter: