“Eğri zamanda doğru yerde durmak” der Pir Sultan Abdal.
Aslında bu söz, sadece bir dönemin değil, insanlık tarihinin en zor sınavlarından birini anlatır. Çünkü bazı zamanlar vardır; doğruyu söylemek cesaret ister, adalet istemek bedel ister, haksızlığa karşı çıkmak ise yalnız kalmayı göze almayı gerektirir. İşte tam da böyle dönemlere “eğri zaman” denir.
Bugün yaşadığımız çağ da ne yazık ki böylesi bir zamandan geçiyor. Hukukun kişilere göre eğilip büküldüğü, adaletin terazisinin zaman zaman şaştığı, emeğin değersizleştirildiği, vicdanın susturulmaya çalışıldığı bir dönemin içindeyiz. İnsanlar artık yalnızca geçim derdiyle değil, aynı zamanda haklı kalabilmenin yüküyle de mücadele ediyor.
Oysa toplumları ayakta tutan şey; beton binalar, büyük saraylar ya da kalabalık meydanlar değildir. Bir ülkeyi güçlü yapan, doğruların yanında durabilen insanların varlığıdır. Çünkü zulüm yalnızca zalimlerin gücüyle değil, sessiz kalanların korkusuyla büyür.
Bugün çevremize baktığımızda, haksızlığa uğrayan bir insanın yanında durmanın bile cesaret sayıldığı günlerden geçiyoruz. İnsanlar düşüncelerini açıklamaktan çekiniyor, itiraz etmekten korkuyor, yanlış gördüğü bir şeye karşı ses yükseltirken yalnız bırakılacağını düşünüyor. İşte tam da burada insanın karakteri ortaya çıkıyor. Çünkü doğru yerde durmak; rüzgâra göre yön değiştirmemektir. Menfaat uğruna susmamaktır. Kalabalıkların alkışına değil, vicdanın sesine kulak verebilmektir.
Tarih boyunca insanlığı ileri taşıyanlar; güce boyun eğenler değil, hakikatin yanında duranlar olmuştur. Bazen bir ozan, bazen bir öğretmen, bazen bir işçi, bazen de yalnızca vicdan sahibi sıradan bir insan… Ama hepsinin ortak özelliği aynıydı: Eğri zamanda doğru yerde durmaları.
Bugün en büyük ihtiyaçlarımızdan biri de budur aslında. Birbirine düşmanlaştırılmış insanların yeniden vicdanda buluşabilmesi… Adaletin yalnızca kendimiz için değil, herkes için istenebilmesi… Haksızlık bize dokunmadığında da itiraz edebilmek… Çünkü adalet, sadece güçlülerin hakkını koruyorsa adı adalet olmaz.
Toplumların çürümesi bir anda olmaz. Önce insanlar susar. Sonra doğrular yalnızlaşır. Ardından yanlışlar normalleşir. İşte o zaman karanlık büyümeye başlar. Fakat yine tarih göstermiştir ki; bir toplum tamamen karanlığa teslim olmaz. Çünkü her dönemde birileri mutlaka doğruluğun ışığını taşır.
Belki bugün o insanların sayısı az görünebilir. Belki sesleri bastırılmaya çalışılabilir. Ama unutulmamalıdır ki; insanlık vicdanı tamamen kaybetmediği sürece umut da tükenmez.
Pir Sultan’ın yüzyıllar öncesinden gelen sözü bugün hâlâ kulaklarımızda yankılanıyorsa, bunun bir nedeni vardır. Çünkü doğru yerde durmak, yalnızca bir tercih değil; insan kalabilmenin en önemli şartıdır.
Ve gün gelir, eğri zamanlar geçer…
Ama o zamanlarda nerede durduğumuz, insanlığımızın en büyük aynası olarak tarihte kalır.
Yorumlar
Kalan Karakter: