Bir ülkenin en büyük güvencesi hukuktur ve adalettir. Çünkü yurttaş bilir ki ne olursa olsun son sözü kendisi söyleyecektir. İşte bir toplumun devlete olan güveni de tam burada başlar. İnsanlar oy verir, iradesini ortaya koyar ve bilir ki o iradenin üstünde hiçbir güç yoktur.
Ama Türkiye demokrasisi ağır bir yara aldı.
Bir siyasi parti hakkında verilen “mutlak butlan” kararı yalnızca bir partiyi değil, doğrudan doğruya halk iradesini tartışmalı hale getirdi. Çünkü demokratik sistemlerde siyasi partilerin meşruiyetini belirleyecek en temel merci milletin kendisidir. Sandık bunun için vardır. Yüksek Seçim Kurulu bunun için vardır. Hukukun görevi ise siyasetin yerine geçmek değil, hukuku korumaktır.
Bugün gelinen noktada insanlar doğal olarak şunu soruyor:
Eğer seçimle ilgili en temel alanlara artık başka kurumlar müdahil olabiliyorsa, yarın halkın iradesinin sınırı nerede başlayıp nerede bitecek?
İşte asıl kaygı budur.
Demokrasi bazen seçim kaybetmeyi göze alabilme rejimidir. Güçlü olanın değil, hukukun üstün olduğu sistemdir. Eğer hukuk, siyasetin gölgesinde kalırsa; vatandaşın devlete olan güveni sarsılır. Güven sarsıldığında ise toplum sessizce çözülmeye başlar. Çünkü insanlar artık yalnızca bugünü değil, yarını da kaybetme korkusu yaşar.
Bugün bir siyasi partiye yapılanın, yarın başka bir düşünceye, başka bir kesime, başka bir yurttaşa yapılmayacağının garantisi kalmaz. Hukuk kişilere göre eğilip bükülmeye başladığında, özgürlük yalnızca belirli çevrelerin ayrıcalığı haline gelir. Oysa gerçek demokrasi, insanın hiç sevmediği bir düşüncenin bile hukuk güvencesi altında yaşamasıdır.
Türkiye çok zor dönemlerden geçti. Darbeler gördü, yasaklar gördü, kapatılan partiler, susturulan gazeteler, fişlenen insanlar gördü. Ama bu ülkenin insanı her defasında sandığa, demokrasiye ve ortak akla tutunarak yeniden ayağa kalktı. Çünkü bu halk bilir ki; demokrasinin alternatifi huzur değil, korkudur.
Bugün toplumun geniş kesimlerinde hissedilen şey tam da budur:
Belirsizlik…
İnsanlar artık yalnızca ekonomik kaygılarla değil, hukuki güvencelerinin geleceği konusunda da endişe duyuyor. Gençler geleceğini başka ülkelerde arıyor. Emekli geçim derdinde. Esnaf ayakta kalma savaşı veriyor. Çiftçi üretmekten vazgeçiyor. Ve bütün bunların üstüne bir de demokrasiye olan inanç zedelenirse, toplumun ortak umudu da yara alıyor.
Oysa özgürlük bir ülkenin nefesidir.
Özgürlük yalnızca konuşabilmek değildir; korkmadan konuşabilmektir.
Özgürlük yalnızca oy vermek değildir; verilen oyun gerçekten değer taşıdığına inanabilmektir.
Özgürlük yalnızca yaşamak değildir; onurlu, adil ve eşit yaşayabilmektir.
Bugün hepimizin durup düşünmesi gereken yer tam da burasıdır.
Çünkü demokrasi bir gün herkese lazım olur.
Hukuk bir gün herkesi korumak zorunda kalır.
Ve özgürlük, kaybedildiğinde değeri en ağır anlaşılan şeydir.
Bir ülke adaletini kaybederse yalnızca mahkemelerini değil, geleceğini de kaybeder.
Bir ülke özgürlüğünü kaybederse yalnızca bugününü değil, çocuklarının yarınlarını da karartır.
Bu yüzden mesele artık bir parti meselesi değil, memleket meselesidir.
Mesele; hukukun üstün mü olacağı, yoksa üstünlerin hukukunun mu egemen olacağı meselesidir.
Ve tarih bize şunu defalarca göstermiştir:
Özgürlüğün sessizce gerilediği toplumlarda, bir süre sonra herkes susmak zorunda kalır.
Yorumlar
Kalan Karakter: