Bugün bu ülkenin sokaklarında dolaşırken insanın içi yanıyor.
Sadece yaz sıcağından değil…
Adaletsizlikten, yoksulluktan, umutsuzluktan yanıyor.
Bir zamanlar bereketiyle, üretimiyle, kardeşliğiyle övündüğümüz güzel ülkemiz; bugün kişisel hırsların, siyasi hesapların ve çıkar düzenlerinin arasında nefessiz bırakılıyor.
Toprağına bakıyorsunuz talan edilmiş…
Ormanına bakıyorsunuz rant uğruna yok edilmiş…
İnsanına bakıyorsunuz geçim derdiyle tükenmiş…
Ve en acısı da bütün bunların göz göre göre yaşanması.
Bir tarafta koltuklarını korumaktan başka hiçbir şey düşünmeyen anlayışlar…
Öyle bir hırsla hareket ediyorlar ki artık ne halkın feryadını duyuyorlar ne de ülkenin geleceğini görüyorlar.
Siyasi rekabetin yerini düşmanlık almış durumda.
Uzlaşının yerini öfke, aklın yerini ise kutuplaşma alıyor.
Oysa devlet yönetmek; kinle değil vicdanla olur.
Devlet yönetmek; insanı yaşatmayı bilmekle olur.
Ama bugün vatandaşına sabrı tavsiye edenler, kendi israf düzenlerinden vazgeçmiyor.
Halk her geçen gün biraz daha yoksullaşırken; şatafat büyüyor, adaletsizlik büyüyor, umursamazlık büyüyor.
Köylü toprağını ekemiyor.
Esnaf dükkânını ayakta tutamıyor.
Emekli yaşam savaşı veriyor.
Gençler umutlarını bavullara koyup başka ülkelere gitmenin yollarını arıyor.
Bir anne pazarda fileyi nasıl dolduracağını hesaplıyor.
Bir baba çocuğunun gözlerinin içine bakarken çaresiz kalıyor.
Peki bütün bunlar yaşanırken ne yapılıyor?
Ülkenin kaynakları hoyratça harcanıyor.
Dağlarımız, maden uğruna yabancı sermayeye teslim ediliyor.
Derelerimiz kurutuluyor, ormanlarımız kesiliyor, kıyılarımız betonlaştırılıyor.
Ülkenin geleceği birkaç şirketin kazancına feda ediliyor.
Oysa bu topraklar sıradan bir coğrafya değildir.
Bu ülke; yoksulluğa rağmen paylaşmayı bilen insanların ülkesidir.
Bu ülke; kurtuluş mücadelesi vermiş bir halkın emanetidir.
Bu ülke; alın terinin, emeğin ve bağımsızlığın değerini bilen insanların yurdudur.
Ama bugün öyle bir düzen kurulmuş durumda ki; üreten değil tüketen, çalışan değil yakın olan, hak eden değil biat eden kazanıyor.
İşte toplumun vicdanını asıl yaralayan da budur.
İnsan bazen korkuyor…
Bu kadar öfkenin, bu kadar ayrışmanın sonunun nereye varacağını düşünmeden edemiyor.
Çünkü açlık büyürse huzursuzluk büyür.
Adalet kaybolursa güven kaybolur.
Güven kaybolursa toplum çözülmeye başlar.
Ve hiçbir ülke sadece ekonomik krizlerle yıkılmaz.
Asıl yıkım; insanların birbirine olan inancını kaybetmesiyle başlar.
Ama yine de umudu tamamen kaybetmemek gerekiyor.
Çünkü bu ülkenin vicdan sahibi insanları hâlâ var.
Hâlâ doğruları söylemekten korkmayanlar var.
Hâlâ memleketini karşılıksız seven insanlar var.
Belki bugün zor günlerden geçiyoruz.
Belki ülkemiz gerçekten yanıyor.
Ama unutmamak gerekir ki; bu topraklar küllerinden yeniden ayağa kalkmayı da çok iyi bilir.
Yeter ki biz birbirimizi düşman değil, aynı memleketin insanı olarak görelim.
Yeter ki bu ülkenin geleceğini kişisel çıkarların değil; adaletin, liyakatin ve vicdanın belirlemesi gerektiğini hatırlayalım.
Çünkü bu ülke hepimizin…
Ve güzel ülkemiz, onu gerçekten seven insanların omuzlarında yeniden ayağa kalkacaktır.
GÜZEL ÜLKEM YANIYOR
Yayınlanma :
26.05.2026 08:05
Yorum Yazma Kuralları
Lütfen yorum yaparken veya bir yorumu yanıtlarken aşağıda yer alan yorum yazma kurallarına dikkat ediniz.
Türkiye Cumhuriyeti yasalarına aykırı, suç veya suçluyu övme amaçlı yorumlar yapmayınız.
Küfür, argo, hakaret içerikli, nefret uyandıracak veya nefreti körükleyecek yorumlar yapmayınız.
Irkçı, cinsiyetçi, kişilik haklarını zedeleyen, taciz amaçlı veya saldırgan ifadeler kullanmayınız.
Türkçe imla kurallarına ve noktalama işaretlerine uygun cümleler kurmaya özen gösteriniz.
Yorumunuzu tamamı büyük harflerden oluşacak şekilde yazmayınız.
Gizli veya açık biçimde reklam, tanıtım amaçlı yorumlar yapmayınız.
Kendinizin veya bir başkasının kişisel bilgilerini paylaşmayınız.
Yorumlarınızın hukuki sorumluluğunu üstlendiğinizi, talep edilmesi halinde bilgilerinizin yetkili makamlarla paylaşılacağını unutmayınız.
Yorumlar
Kalan Karakter: