Bir toplumun en tehlikeli dönemlerinden biridir. Çünkü kaos yalnızca ekonomik kriz, siyasal gerilim ya da sokaktaki huzursuzluk değildir. Kaos; insanların birbirine olan güvenini kaybetmesi, ortak geleceğe dair umutlarının azalması ve kurumların tartışılır hale gelmesidir. Bugün ülkemizin adım adım sürüklendiği tabloyu doğru okumak zorundayız. Öncelikle görmek, anlamak ve ardından çözüm üretmek zorundayız. Çünkü anlamadan çözmek mümkün değildir.
Peki kaos neden oluşur?
Kaos; adalet duygusunun zedelendiği, hukukun herkese eşit işlemediğine dair düşüncenin yayıldığı, ekonomik sıkıntıların derinleştiği ve toplumun kutuplara ayrıldığı dönemlerde büyür. İnsanlar geçim derdine düştüğünde, gençler geleceğini başka ülkelerde aramaya başladığında, emekliler yaşam mücadelesi verdiğinde, işçiler emeğinin karşılığını alamadığında toplumsal huzur da yara alır. İşte tam bu noktada kaos, sessizce büyümeye başlar.
Bir başka önemli mesele ise toplumun birbirine yabancılaştırılmasıdır. Aynı mahallede yaşayan insanlar artık birbirini dinlememeye başlıyorsa, siyaset toplumu ortak paydada buluşturmak yerine düşmanlaştırıyorsa, bu durum kaosu besler. Çünkü kaos ortamlarında sağduyu geri çekilir, öfke öne çıkar. Oysa öfkenin hakim olduğu toplumlarda demokrasi zarar görür.
Tarih bize göstermiştir ki kaos ortamlarından çoğu zaman halk değil, güç odakları faydalanır. Halk yoksullaşırken bazı çevreler daha da zenginleşir. İnsanlar temel sorunlarla uğraşırken gerçek meseleler görünmez hale gelir. Korku büyütülür, insanlar sessizleşir, itiraz edenler yalnızlaştırılır. Böyle dönemlerde toplumun enerjisi üretime, bilime, sanata ve gelişime değil; hayatta kalma mücadelesine harcanır.
Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında böylesine kritik bir eşikte bulunuyoruz. Eğer bu süreci doğru okuyamazsak, çözüm üretmekte geç kalırsak, ülkemiz yıllardır eleştirdiğimiz karmaşık Ortadoğu tablolarına sürüklenebilir. Oysa bizim yüz yıllık bir Cumhuriyet birikimimiz var. Bu ülke; yokluklardan çıkan, bağımsızlığı uğruna bedeller ödeyen, eğitimi, bilimi ve laikliği temel alan büyük bir mücadeleyle kuruldu.
Bugün yapılması gereken şey karamsarlığa teslim olmak değil; Cumhuriyetin kurucu değerlerine daha sıkı sarılmaktır. Hukuku yeniden güçlü hale getirmek, liyakati esas almak, gençlerin umutlarını büyütmek, üretimi desteklemek ve toplumsal barışı yeniden kurmak zorundayız. Çünkü güçlü devlet yalnızca güvenlik politikalarıyla değil; adaletle, eğitimle, özgürlükle ve halkın refahıyla ayakta kalır.
Unutulmamalıdır ki kaos kader değildir. Toplumlar isterse karanlık dönemlerden çıkabilir. Bunun yolu da birbirimizi dinlemekten, ortak aklı büyütmekten ve demokrasiye sahip çıkmaktan geçer. Bu ülkenin insanları geçmişte çok zor dönemleri aşmayı başardıysa, bugün de başarabilir.
Cumhuriyetin ikinci yüzyılı; korkuların, ayrışmaların ve kaosun değil, yeniden aklın, bilimin ve toplumsal dayanışmanın yüzyılı olmalıdır. Çünkü bu ülke, umudunu kaybetmeyecek kadar büyük bir geçmişe sahiptir.
Yorumlar
Kalan Karakter: