Tarihe meraklı olanlar bilirler, 19. yüzyıl, özellikle de 1830'lu yıllarda Amerika Birleşik Devletleri, Avustralya, Kanada ve Güney Afrika'da büyük altın hücumlarının yaşandığı bir devirdi.
Altına hücum, ilk olarak 1849 yılında Amerika Birleşik Devletleri'nin Kaliforniya eyaletinde, Sierra Nevada'nın dağlarında yaşanan ve çılgın bir altın bulma yarışı ile başladı.
Bunu diğerleri izledi ve kolay yoldan zengin olma hayalleri kuran binlerce insan, altın bulunduğu haberi çıkan her bölgeye akın etti.
Tüm bu bölgelerde, en işletilebilir yataklar tükendikçe altına hücum da yavaşladı ve bireysel madenci-maceracıların yerini daha kurumsal, devasa işletmeler aldı.
Altın tükendiğinde ise başka ekonomik faaliyetlerden yoksun olan bu yerleşim yerleri, kısa sürede hayalet kasabalara dönüştü.
Bütün bunları neden yazdığıma gelince; takip edenler bilirler, Türkiye son 10 yıldır özellikle, 'Altına hücum' dönemini yaşayan ülkelerin ilk sırasında gelen Kanadalı altın şirketlerinin istilasına uğramış durumda.
Bu talan 2019 yılında, Kaz Dağları'nda Kanadalı şirket Alamos Gold tarafından başlatılmıştı. O günlerde altın aramak için binlerce ağacın katledildiği süreç hafızalardaki yerini halen koruyor.
350 bine yakın ağacı kestikten sonra Kazdağları’ndan çıkan Alamos Gold’un yarattığı yıkım infiale neden olmuş ama şirket yetkilileri hiç utanmadan çalışmalarına engel olunduğu gerekçesiyle Türkiye’ye tazminat davası bile açmıştı.
Resmi internet sitesinde Türkiye’den 1 milyar dolar tazminat istediğini duyuran şirket, gerekçe olarak ise izinlerinin neden yenilenmediğine ilişkin bir açıklama alamamalarını ve bu süreç boyunca zarar etmelerini göstermişti.
Geçtiğimiz yıllarda Türkiye'de 'Altına Hücum' sürecinin önemli duraklarından birisi de Karadeniz illeri olmuştu.
Ordu'nun Fatsa ilçesindeki mücadeleyi bütün Türkiye biliyor. Buradaki yöre halkının direnişi devam ederken bu kez gözler Samsun'a çevrilmişti.
Hiç kimseler duymadan bakanlık tarafından verilen izinler kapsamında, yine bir Kanadalı şirket olan Eldorado Gold Corporation‘ın Türkiye uzantısı TÜPRAG Metal Madencilik Sanayi ve Ticaret A.Ş tarafından, Kavak-Havza-Vezirköprü üçgeninde yer alan Şahin Dağları'nda altın arama çalışmaları başlatıldı.
İşin en korkunç yanı ise Şahin Dağları’nda, Kaz Dağları’nın beş katı büyüklüğündeki alana altın arama ruhsatı verilmiş olmasıydı.
TÜPRAG yaklaşık 13 bin hektar alanda altın araması yapacaktı. Bilindiği kadarıyla 25 sondaj sahası açtı ve 600 metre derine inecek şekilde 12 sondaj vurdu. Sondaj çalışmalarında binlerce ağaç yok edildi, kaynak suları kurudu.
Şirketin açtığı kuyuların bir çoğunda altın yatağına rastlandığı konuşulsa da, hiçbir açıklama yapmadan bir anda faaliyetlerini sonlandırdı.
2025 yılı itibariyle de altın arama ruhsatı sona erdiği ve yeni ruhsat verilmediği için tekrar çalışma yapamadı.
Ama şimdi burada dikkat edelim; Çünkü Kanadalı altın şirketlerinin Türkiye'deki 'altına hücum' hareketinin bitmediği, aksine yeniden hızlandığı bir sürece girmiş bulunuyoruz.
Bunun nedeni ise enerji ve maden alanlarına yönelik düzenlemeler içeren “Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi”nin TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilip yasalaşması.
İşte bu yasanın çıkmasının hemen ardından maden şirketleri de yeniden harekete geçti.
Samsun'dan istediğini alamayan Kanadalı Eldorado Gold'un uzantısı Tüpraş Madencilik bu kez birkaç gün önce Rize Fındıklı'da ortaya çıktı. Fındıklı ilçesi Çağlayan köyünde maden arama şirketinin gizlice taş örnekleri toplaması tepkiye neden oldu. Belediye başkanı Ercüment Çervatoğlu bile, şirketin izinsiz şekilde bölgeye geldiğini söyledi.
Rize’de yaşananlar, gözleri maden arama faaliyetine çevirirken şimdi de Kanadalı Centerra Madencilik'in Samsun'da yapacağı maden arama çalışması gündemde.
Centerra'nın Aksaray Ortaköy, Erzincan Refahiye ve Samsun Alaçam’da altın madeni aramak için ruhsat aldığı ortaya çıktı.
Peki kim bu Centerra Gold?
Kanada merkezli ve Toronto Borsası'nda işlem gören Centerra Gold, 2020 itibarıyla iki altın madeni işletiyor.
Bunlardan biri Türkiye'de Kayseri Develi'deki Öksüt altın madeni, diğeri ise Kanada'daki Mount Milligan altın/bakır madeni.
Aslında şirket geçmişte Kırgızistan’da da altın madeni işletiyordu ancak birkaç yıl önce bu madeni sattı.
Kırgızistan'daki Kumtor Altın Madeni'nin, Centerra tarafından işletildiği dönemde meydana gelen kazalar, madencilik faaliyetleri kaynaklı ekolojik tahribatlar sürekli gündemdeydi.
Maden sahasındaki atık barajı sebebiyle sularda kirlilik, balık popülasyonunda azalma bölgede yaşayanların tepkisine neden olmuştu. Altın madenini hedef alan protestolara, tehdit, taciz ve şiddetle karşılık verilince hem maden hem madene karşı çıkmak giderek tehlikeli hale gelmişti.
Madenin operasyonları sırasında çok sayıda kazanın meydana geldiği, özellikle siyanür sızıntısının sulara karışması nedeniyle binlerce kişinin zehirlendiği, ölümler yaşandığı, daha sonrasında da yüzlerce insanın tedavi görmek zorunda kaldığı iddiaları hala geçerliliğini sürdürüyor.
Başka bir iddiaya göre ise şirket, sızıntıdan sonra yaklaşık beş saat boyunca nehir suyunu içme ve sulama için kullanan Barskoon’da yaşayan 6 bin 500 kişiye haber verme zahmetinde bile bulunmamış. Barskoon köylülerinin, şirketten tazminat talepleriyle ilgili mücadeleleri yıllarca sürdü.
Gördüğünüz gibi; Çevreye, doğaya, insana zerre saygısı olmayan bir şirket, Türkiye topraklarında Kayseri Develi’de maden işletiyor, şimdi de Samsun'un Alaçam ilçesinde maden arama çalışmaları yapacakmış.
Gün geçmiyor ki, bir Kanadalı şirketin daha Türkiye’nin herhangi bir noktasında altın madenciliği yapacak olmasını öğrenmeyelim.
Bu kez tombaladan Samsun'un Alaçam ilçesi Dürtmen Dağı çıktı.
Halbuki Dürtmen Dağı, ormanları, su kaynakları, endemik bitkileri ve tarıma elverişli yapısıyla sadece doğanın bir parçası değil, aynı zamanda bölge halkının yaşam kaynağı.
Bilenler bilir altın madenciliği genellikle siyanür liçi gibi zararlı yöntemlerle yapılıyor. Bu yöntem de toprağı ve suyu kirletip; yer altı sularına siyanür ve ağır metaller karışmasına neden oluyor.
Bunun sonucu olarak içme suyumuz, tarım ürünlerimiz, hayvancılığımız ve doğamız geri dönüşü olmayan şekilde zarar görüyor.
Bu nedenle sadece Alaçamlılar değil tüm Samsunlular, kamu yönetiminden tutun da siyasilerine, çevre örgütlerine ve meslek örgütlerine kadar herkes bu sürece kayıtsız kalmamalı mücadele etmelidir.
Unutmayalım: Dürtmen Dağı hepimizindir.
Onu biz korumazsak, kimse korumaz. Elin Kanadalısı gelir delik deşik edip, binlerce ağacı kesip, geride enkaz bırakıp çekip gider! Tıpkı Kaz Dağları'nda olduğu gibi!
Geçen günlerde zeytinlikleri madencilik faaliyetlerine açan tartışmalı yasa teklifi Meclis’te kabul edilmiş ve yasalaşmıştı.
Enerji ve maden alanlarına yönelik düzenlemeler içeren “Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi”nin TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilip yasalaşmasının ardından maden şirketleri harekete geçti.
Yorumlar
Kalan Karakter: