Bu ülkede daha parayı kazanmadan, vergisi kesilen tek kesim kim biliyor musunuz?
Ücretliler…
Yani işçi, memur, emekli, asgari ücretli…
Mesela asgari ücrete bakalım. 1 Ocak 2026 tarihinden itibaren geçerli olan brüt asgari ücret tutarı kaç lira? 33 bin 30 TL.
Bu brüt tutar üzerinden yasal kesintiler yapıldıktan sonra işçinin eline geçen net ücret kaç lira. 28 bin 075,50 TL.
Daha cebinize girmeden hooop 5 bin lira kesilmiş değil mi. Diğerleri de aynı şekilde. Hiç şaşmaz.
Oysa ki bu sistemin artık değişmesi gerek.
Çünkü denge diye bir şey yok.
Vur abalıya misali. Ücretlilerin gelir vergisi yükünün daha dengeli hale getirilmesinin vakti geldi de geçiyor.
Bugün 100 lira brüt ücret alan bir çalışanın cebine 60 lira giriyorsa, vergi sisteminiz adaletli değildir.
Yani vergi yapısını hem üreticiyi hem de çalışanı boğmadan, ama kayıt dışılığı da teşvik etmeden yeniden düzenlemenin bir yolunu bulmak zorundayız.
Çünkü böyle bir reform, hem toplumsal rahatlama sağlar hem de tüketim üzerinden alınan verginin tabanını genişletir.
Bu anlattıklarım işin düzeltilmesi gereken bir tarafı…
Sistem baştan aşağı sıkıntılı aslında. Bakın önceki gün Maliye Bakanımız Sayın Şimşek, dolaylı vergilerin yani -tüketicinin ödeme gücüne bakılmadan-, mal veya hizmet satın alan herkesten alınan dolaylı verilerin payını yüzde 66'dan yüzde 62'ye indirdiklerini açıkladı.
Yüzde 62. Düşünebiliyor musunuz, ödediğiniz vergi ne kadar yüksek…
Düşünemiyoruz.
Çünkü bizler yani sade vatandaşlar olarak ödediğimiz vergiyi bilmiyoruz.
Bu ülkede zannediliyor ki vergiyi zenginler ödüyor.
Hayır efendim yok öyle bir şey.
Ödenen vergiyi gelire oranlarsak görürsünüz ki asıl vergiyi orta halliler ile düşük gelirliler ödüyor.
Toplum, oldukça yüksek vergi veriyor ama dolaylı vergi ve stopaj sistemleri nedeniyle verdiği verginin farkında değil.
Nereden mi biliyorum, verdiği verginin farkında olmayan bir toplum olduğumuzu…
Belediyelerin veya diğer kamu kurum ve kuruluşlarının yaptığı hizmeti de bir ihsan gibi görmemizden.
Sık sık karşınıza çıkan bazı pankartlar vardır: “Yolumuzu yaptıran Belediye Başkanımız sn. Filancaya teşekkürü borç biliriz. Yöre halkı.”
İşte yanlış burada. Yolu yaptıran belediye değil bizzat yöre halkının ödediği vergilerdir.
Ya da tünellerden geçerken duyarsınız: “Bu tünel filanca belediye tarafından siz sayın halkımızın yararlanması için yapılmıştır…”
Sanırsınız ki belediye başkanı bunu cebinden yaptırmış. Belediye bizden topladığı parayla yapması gereken işi yapıp bize anlatmaktadır.
Bunların tek nedeni insanların ödediği vergilerin önemli bir bölümünü bilmeden ödemesidir.
Yani biz ödüyoruz, onlar da hizmet ediyorlar.
Yoksa kimse kimseye cebinden para vermez, hizmet de etmez efendim!
Bilin istedim!
Yorumlar
Kalan Karakter: