Bir annenin “akşama ne pişireceğim” kaygısı bu memleketin asıl gerçeğidir diyoruz kaç yıldır.
Gidin bakın çarşı pazardaki insanların yüzlerine…
Ben her cuma günü Atakum'un Türk-İş semt pazarındayım.
Hani diyorlar ya; Atakum biraz daha hali vakti yerinde olanların oturduğu bir semt diye. Yok öyle bir şey.
Benim gördüğüm kara kara düşünen, bir sebzeyi hele de meyveyi alırken defalarca düşünen, almak istediğine eli uzanamayan, boş cüzdana bakan, her gün aynı kaygıya uyanan insanların yüzleri…
Pazardaki bir amcaya soruyorum, "Nasıl fiyatlar?" diye. Öfkeli kızgın yüzüme bakıyor: "Ben emekliyim. Yılbaşında verdikleri o zamları misliyle geri aldılar. O TÜİK denilen şahıs pazara gitmiyor. Gelsin de buradaki fiyatları görsün o TÜİK denilen şahıs."
Söyleşimize başka bir hanım dahil oluyor: "Evim kira, 20 bin lira alıyorum. Milletvekili 170-200 bin lira alacak, bana 20 bin lira verecekler öyle mi. Yazıklar olsun."
Derken başka bir hanım atılıyor sohbete. Neredeyse ağlayacak!
Kadın, "Ben 2'nci el eşya satıyorum pazarda. Pazara çıkmayınca kağıt topluyorum, plastik topluyorum. Bakın ellerimin haline, nasıl durumda. Ev kiraları, fiyatlar çok yüksek. Büyüklerimiz bizi duysun. Lütfen yazın, hep zenginleri düşünmesinler. Bizleri de düşünsünler…" diye yalvarıyor.
Başka bir emekli amcaya yönelip, ‘Neler aldınız pazardan?’ diye soruyorum.
"Dönüyorum dolaşıyorum hiçbir şeye bakamıyorum bile. Her şey olmuş ateş pahası. Kedinin ciğere baktığı gibi bakıyorum. Nerede ucuz şey var onu almaya çalışıyorum. Gırtlağıma kadar doluyum. Konuşamıyorum kardeşim..." deyip hızla uzaklaşıyor.
Neredeyse hepsinde aynı sitem, aynı dolu dolu gözler. Bir diğer teyze, "Pahalılık be yavrum. Kış gelince daha çok pahalı her şey. Kalabalık aileler ne yapsın. Bakın domates kaç lira olmuş. Çarşı pazar uçmuş durumda. Allah fakire fukaraya yardım etsin” diyor.
İşte böyle. Teyze kendisi de alamayacak duruma düşmüş ama yine de kendinden daha kötü durumdakiler için dua ediyor. Anlayacağımız çarşı pazarda vatandaşın feryadı dinmiyor.
Dinmiyor dinmesine bizim bu Türkiye İstatistik Kurumu ile Merkez Bankası tam tersini söyleniyor.
Bakın bu iki kurum her ay tüketici eğilim anketi gerçekleştiriyor ve bu anket sonuçlarından tüketici güven endeksi oluşturuluyor. Endeksle ilgili açıklamayı da TÜİK yapıyor.
TÜİK geçen hafta şubat ayının sonuçları açıkladı.
Ama o da ne?
Gidişat hiç de çarşıda, pazarda, sokakta yakınıldığı gibi değil!
Hatta tam tersine gayet iyi.
Tüketicinin güveni, neredeyse son üç yılın en yüksek düzeyinde.
Daha ne istenir!
Ama iyi de TÜİK ve Merkez Bankası bu çalışmayı gaipten duydukları seslerle oluşturmadıklarına göre, vatandaşın ekonomiye bakışı nasıl oluyor da çarşıda pazarda başka, ankette başka oluyor?
Kendisine bir devlet memuru “Ekonomik durumundan memnun musun, gelecek hakkında ne düşünüyorsun” diye sorduğunda “İyiyim, önemli bir sorunum yok, gelecekte daha da iyi olacağım” diyen vatandaş, o mikrofonu uzatan bir gazeteci olduğunda neredeyse ağlayacak kadar yakınıyorsa ortada bir tuhaflık var demektir.
Vallahi ben bu işten hiçbir şey anlamadım.
TÜİK mi vatandaşı kandırıyor, vatandaş mı TÜİK'i kandırıyor.
Adeta yüzyılın bilmecesine döndü bu mesele…
Tuhaf, çok tuhaf…
Kim kimi kandırıyor dersiniz…
Yorumlar
Kalan Karakter: