TÜİK, Türkiye'nin nüfusuna dair en son veriyi açıkladı.
Geçen yıldan bu yana nüfusumuz 427 bin 224 kişi arttı.
Böylece Türkiye'nin nüfusu 86 milyon 92 bin 168 kişi oldu.
Bu nüfusun dörtte birine yakını yani yüzde 18,3'ü İstanbul'da yaşıyor.
Bu rakamlarda en çok ilgimi çeken bölüme geleyim şimdi de…
Türkiye'de il ve ilçe merkezlerinde yaşayanların oranı, 2025 yılında yüzde 93,6 oldu.
Belde ve köylerde yaşayanların oranı ise yüzde 6,6'dan yüzde 6,4'e düştü.
İşte bu tablo benim gözümü daha da korkuttu.
Halkımız köylerini, tarlalarını terk edip şehirlere yerleşiyor.
Bakın; 1980 yılında ülkemizin nüfusu toplamda 43 milyondu.
Ve bu nüfusun 25 milyonu köyde yaşıyordu.
Bugün ise bunun tam tersi...
1980 yılında kadar yüzde 75 köylerde yaşayan bu insanlar ne oldu da birdenbire yatağı yorganı yükleyip, şehirlere göç etti?
Aslında her şey bu ülkede Köy Enstitüleri'nin kapanması ile başladı. Gominist yetiştiriyor bunlar ile başlayan, örümcek ağı bağlamış bir zihniyet, yedi yuttu, karanlığa mahkum etti köyleri…
O gün yanmaya başlayan o ışık devam etseydi, köyler bugün birer birer boşalmazdı.
Böylece şehirler bu kadar dolup taşmaz, açlıktan ve yoksulluktan doğan, gasp, yankesicilik vs., gayrimeşruluk tavan yapmazdı. Herkes köyünde üreten, kazanan, kazandıran olurdu.
O zamanlardan bu yana en azından tarımda kendi kendine yeten ülke, bugün saman ithal edecek kadar dışa bağımlı hale geldiyse, yıllar önce toprak reformuna karşı çıkanlar şimdi bol bol kına yaksınlar her taraflarına…
Son olarak “taşımalı eğitim” denen şapkadan tavşan çıkarma angaryası geldi. Bu uygulama gelene kadar köylere öğretmenler gider, orada kalır, çocuklarla köylülerle kaynaşır, hem köylülere can yoldaşı olur, hem de ışık olurlardı.
Ama onu da bırakmadılar. Alıp kopardılar öğretmenleri; köy okulları yetim, köylüler öksüz kaldı.
Ardından da çorap söküğü gibi köyler boşalmaya başladı. Bugün Samsun'un köylerine gidip bir bakın. Selamlaşacak kimseyi bulamazsınız. Ancak bayramdan bayrama doluyor köylerimiz şimdi.
Yüzlerce sığır, binlerce koyun vardı eskiden köylerde. Şimdi kalan birkaç köy evinde BİM’in yumurtası, ŞOK’un sütü var.
Bir zamanlar medeniyet köyde başlardı, köylü milletin efendisiydi.
Şimdi ise köylü, deri koltuklara efendileri taşıyan birer taşeron ve oy deposu oldular.
Gerçek şu ki, köylülük can çekişiyor.
Farkında değiliz.
Sözde kalkınmacı paradigmaların peşinden koşan ve "köylülüğü öldürelim, hızla şehirleşelim, gelişme ve uygarlık budur!" diyenler gün gelecek "ne yaptık biz!" diye ağlayacaklar.
Ama iş işten geçmiş olacak!
Yorumlar
Kalan Karakter: