Bir çoğumuz hele de benim yaşımdakiler tabii ki hiç de iyi olmayan koşullarda büyüdük, okullara gittik. Elde yoktu, avuçta yoktu.
Anne baba, sertti, disiplinliydi. Ama üzerlerimize titrerlerdi. Okuyalım, öğrenelim, ahlaklı yetişelim diye yemezler yedirirler, giymezler giydirirlerdi. Olduğu kadar o da…
Bizler de 'niye böyle?' diye itiraz etmezdik. Kimse de 'Ergen bu. İdare edelim' demedi. Her şeye rağmen halden anlayan çocuklardık, gençlerdik.
Öğretmenlerimiz çok daha disiplinliydi. Tokat yediğimiz de oldu, ellerimizi açıp sıra dayağında cetvel yemişliğimiz de…
Sözlüye kalktığımızda tir tir titrerdik, kopya çekmek için dahi olmamız gerekirdi. Yakalandık mı doğru disipline gideceğimizi bilirdik. Sesimizi çıkarmazdık.
Bizler de ergen olduk. Aşklarımızı içimizde tutar, yüzlerine bakmaya bile utanır, iki laf ettik mi kızarır bozarırdık. Kimsenin aklına utanmaz, ahlaksız düşünceler gelmez, sadakatle tutunurduk hissetiklerimize. Aşklarımız da masumdu, güzeldi.
Okuldan eve döndüğümüzde önlüğü çantayı bir kenara atıp, iyi kötü bir şeyler atıştırıp atardık kendimizi sokağa. Okulda ne yaşandı, öğretmen bizi azarladı mı, tokatladı mı, arkadaşımızla mı tartıştık diye düşünmezdik. Kimse kimseye kin tutmaz, akıl almaz canice katliam planları yapmazdık.
Ekran karşısına geçip, "Mahallenin muhtarları", "Perihan Abla", "Bir Demet Tiyatro", "Süper Baba" izlerdik. Bu yapımlar gençliğe vicdan aşısı olurdu.
Sonra…
Sonra her şey değişti. Mafya babaları peydah oldu önce. Kurtlar Vadisi'yle indi, gençler Süleyman çakır olmaya özendi. Gençler elde silah racon, Can Polat gibi kafa kesmenin normal olduğunu zannetti. Çukuru, Çakır'ı püsürü kapladı ekranları.
Sonra evlilik programları çıktı ortaya. Dengesiz sağlıksız kişilikler evleneceğim diye çıktılar ortalığa. Millet önce gülüp eğleniyordu. Ama farkında değillerdi ki toplumun temel direği "aile"nin altı oyuluyordu.
Sonra 'Biri Bizi Gözetliyor' evleri çıktı ortaya. Batı'dan kopyalama acayip saçma ilişkiler, gündüz yayın kuşaklarında evlerimizden içeri girdi. Gençler kullanıldı. Kaynanalar gelinlerini bu saçma programlarda seçmeye kalktı. Herkes bir ünlü olma derdine düştü.
Toplum da kim kimle evlensin derdine düştü. Abuk subuk ilişkiler için yorumlar, analizler yapıldı.
Sonra bir üst aşamaya geçildi. Artık istenen olmuştu. Türk aile yapısını iyice dinamitlemek gerekiyordu.
Karısını, kocasını aldatanlar, aynı fırıncıya kaçan eltiler, çocuklarının eşleriyle, nişanlılarıyla kaçanlar, babalarını bile sahte hesaplarla iletişim kurarak dolandıranlar, sahte gelinler, sahte damatlar çıktı ortaya.
İşin kötüsü toplum dört gözle bu programları bekler hale getirildi.
En tehlikelisi failleri bulunamayan cinayetleri ortaya çıkarma vaadiyle yapılan programlardı. Çeşit çeşit cinayet tipleri anlatıldı topluma. İnsanların sinir uçlarıyla oynandı.
Adeta polis gibi dedektif gibi cinayetleri çözme yarışına giren programcılar ortalığa saçıldı. Yeri geldi ahlak bekçisi kesildiler, yeri geldi, 'hayatım, canım cicim tatlım'larla birbirinden karaktersiz, kişiliksiz normal olmayan insanları ekranlara taşıdılar. Böylece toplumdaki bireylerin, birbirlerine olan güvenlerini de yıktılar.
Şimdi mi. Şanlıurfa, Siverek. Sonra da Kahramanmaraş katliamı…
Minicik yavrularımız en çok güvende olmaları gereken evlerinden sonraki yuvaları okullarında katlediler. Üstelik yine bir çocuk tarafından…
Bu ülkede, "Bu kadarı da olmaz" dediğimiz her şey oluyor artık…
Eğitim, adalet, hukuk, liyakat, demokrasi, insan hakları, iç güvenlik ve ekonomi…
Bozulmayan bir şey kaldı mı? Her şey bozuldu. Sadece bozulmakla da kalmadı, kökünden çürüdü!
Çürüme ekranlardan başladı, internete taştı, evlerimize girdi, sokakları aştı, okul koridorlarına, sınıfların içine kadar sızdı.
Bütün bunlar yıllardır aşama aşama, plan dahilinde oldu.
Sonuçta;
Hepimize yazıklar oldu!
Yorumlar 1
Kalan Karakter: