Bizim ilginç bir bakanlığımız var.
Gerçi var mı yok mu onu da tam olarak anlayabilmiş değilim.
Tarım Bakanlığı…
Onların iddiası; tarımda büyük bir 'başarı modeli' yarattık.
Nasıl yani?
Yani bakanlık diyor ki havza ekonomisini başardık, gıda enflasyonunu çözdük, tarım reformunu hallettik.
Öyle ya. Başarı modeli dediğin böyle bir şey olmalı.
Peki öyle mi?
Öyleyse neden biz hala hala gıdada açlık riskiyle karşı karşıyayız, ya da neden et yiyemiyoruz.
Anayasada tarıma destek; gelirin en az yüzde 1’i olacak denmesine rağmen, tarıma destek binde 5’i dahi zor buluyor.
Yem pahalı, meralar ıslahsız, reform adımları gelmiyor.
Her şey lafta kalıyor.
Etiketlerdeki fahiş artışı durdurmak için elimizdeki tek silah 'ithalat'.
Üretimi artırmak yerine ithalatçılara pazarımızı açarak ucuzluk sağlama iddiasındayız hala…
Sonuç ne peki?
İthalat lobisi para kazanırken üreticiler, sağım hayvanlarını besleyemiyor, kesime gönderiyor, üretim daha da düşüyor.
Yani demek istedim şu ki tarım ve hayvancılığı öylesine ihmal edip, öylesine yanlış işler yaptık ki, bu toprakların temel ürünlerini bile dışarıdan ithal eder hale geldik.
Benden duymuş olmayın biz mercimek ve nohutu bile, karlar altındaki Kanada’dan ithal eder durumdayız.
Bütün dünya tarıma inanılmaz destekler verirken biz destekleri ya kaldırdık ya da azalttık.
Hatta Dünya Bankası’nın önerilerine inanıp doğrudan gelir desteği vererek, çiftçilik yapan insanlarımızı tarımdan uzaklaştırıp kentlere taşıdık.
Oysa Kanada, tarımı desteklemeye devam etti. Çiftçilik yapacak, tarımla uğraşacak olanlara toprak tahsis etti, maddi destek verdi. Mercimek ve nohutu orada yetiştirip bize satmaya başladılar.
Her şey gitgide 'Tantalos işkencesi'ne dönüşüyor gibi geliyor artık bana…
Tantalos işkencesi nedir, sizlere de anlatayım:
Yunan mitolojisinde Lidya Kralı Tantalos vardı. Antik Yunan tanrılarına ihaneti nedeniyle sonsuz açlık ve susuzluk cezasına çarptırıldı.
Efsaneye göre Tantalos, çenesine kadar su dolu bir havuzda ve nefis meyve ağaçlarının altında dururdu ancak su içmek için eğildiğinde sular çekilir, meyve yemek için uzandığında ise dallar yukarı kaçardı.
Bu ceza, mitolojide "varlık içinde yokluk çekme" veya "gözünün önündeki nimete asla ulaşamama" durumunu simgeler.
Bir zamanlar 'gıdada kendi kendine yeten ülkeler' kategorisindeyken bugün pazara gidip meyve-sebze alamayan, kasaptan et alıp yiyemeyen, yakında tavuk etine de hasret kalacak bir ülkenin açlık ve yoksulluk içindeki vatandaşları haline gelmedik mi? Bakliyat fiyatlarını hiç söylemiyorum.
Şimdi siz söyleyin, Buna Tantalos işkencesi denmez de ne denir?
Yorumlar
Kalan Karakter: