Günümüzün Z kuşağı pek bilmez; Türkiye'de 12 Eylül öncesinde patronların karşısına dikilen güçlü bir işçi hareketi vardı.
İşçiler, sendikalarda, demokratik kitle örgütlerinde ve sosyalist partilerde örgütlenirler, her türlü işçi eylemine dayanışma içerisinde katılırlar ve patronlara ecel terleri döktürürlerdi.
12 Eylül askeri darbesi hepsinin üzerinden adeta silindir gibi ezip geçti. Sendikalar, siyasi partiler, örgütler, dernekler tarumar edildi. Yüzbinlerce insan gözaltına alındı, işkenceden geçirildi, yüzlercesi işkencede öldürüldü.
12 Eylül'ün sonrasında kabul edilen 1982 Anayasası'nda çalışma hayatı ve sendikalarla ilgili düzenlemeler, şimdiye kadar elde edilen bütün kazanımların ortadan kaldırılması anlamına geliyordu. Hala daha bu antidemokratik düzenlemeler hiç değiştirilmeden olduğu gibi devam ediyor.
Sendikasızlığa mahkum edilen binlerce işçi, günümüzde asgari ücrete talim eder vaziyette, gıkını bile çıkaramaz halde.
Ama artık, fındık kabuğuna sığmıyor. Son olarak MİGROS işçilerinin, şirketin patronu Tuncay Özilhan'ın İstanbul Beykoz’daki villasının önüne kadar dayanan eylemleri Türkiye'de bir şeylerin artık tahammül edilemez hale geldiğini de ortaya koyuyor.
Her ne kadar bu ülkede kolluk güçleri haklarını arayan işçiler yerine patronları korumak zorunda bırakılsalar ve işçileri 'ters kelepçe' ile gözaltına alsalar da işçilerin rüzgarının önünde durmak bu aşamadan sonra bence hiç de mümkün olmayacaktır.
Aslında Türkiye'de haklarını arayan işçilerin patronların evinin kapısına dayandıkları eylemler ilk kez olmuyor. Mesela 2014 yılında Birleşik Metal-İş Sendikasına üye oldukları için işten atılan &T Reklam işçileri, patronun kapısına kadar dayanmışlardı.
2012 yılında ise fabrikalarının Çorlu'ya taşınması gerekçesiyle işten atılan ve tazminatları ödenmeyen Güven Elektrik işçileri de patronlarının kapısına dayanıp, haklarını aradılar.
Ayrıca Neo Trend işçileri de haklarını ödemeden kaçan patronun Kaz Dağları'ndaki villası önünde eylem yapmışlardı.
Ama bunlar içerisinde en çok dikkati çeken, bugünkü Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy'un kardeşi Ali Murat Ersoy'un evinin kapısına kadar işçilerdi.
2020 yılında iflasını açıklayan AtlasGlobal'ın eski çalışanları, şirket sahibi Ali Murat Ersoy'un evinin önünde eylem yaparak haklarının verilmesini istemişlerdi.
Evet, şimdi de Migros işçisi patronun kapısına dayandı.
Patron Tnucay Özilhan'ın Beykoz’daki villası önünde eylem yapan 100 işçi ters kelepçeyle gözaltına alındılar ama işçilerin örgütlü bulunduğu DGD-SEN, hiç de geri adım atacak gibi görünmüyor. Sendikadan yapılan açıklamada, “100 kere daha geliriz” diyerek mücadeleyi büyüteceklerinin işaretleri verildi.
Bilmeyenler için Migros işçilerinin taleplerini ben de söyleyeyim...
Maaşlara net yüzde 50 zam, depo işkolu değişmeksizin kadro, banka promosyonlarının ödenmesi, vergiyi patronun ödemesi, insanca yaşanacak ücret. İşçiler ayrıca, işten çıkarılan arkadaşlarının da geri alınmasını istiyorlar.
MİGROS eylemlerini ciddiye almanızı öneririm. Çünkü Türkiye'de üniversite mezunu gençler, yıllardır bu marketlerde çalışmaya mahkum edildiler. Üstelik asgari ücret ya da ona yakın maaşlarla…
Üstelik bu eylemlerin diğer marketlere, depolara ve fabrikalara sıçrayarak sendikasız çalışmak zorunda bırakılan milyonlarca işçiye ilham olacağını da unutmamak gerekiyor.
Çünkü açlık, yoksulluk ve adaletsizlikle karşı karşıya olan yığınların öfkesi sert olur.
Charles Dickens, “İki Şehrin Hikâyesi’nde, bir bakıma romandaki en güçlü karakter olan Madame Defarge’a ne söyletiyordu hatırlatmak isterim:
"Rüzgâra ve ateşe nerede duracağını söyleyin ama bana söylemeyin.”
Durum işte bu kadar ciddi!
Yorumlar
Kalan Karakter: