Türkiye'nin artık iki başlıkla değerlendirilmesi gereken bir ekonomi sorunu var.
Bunlardan birisi ABD ve soykırımcı İsrail'in, İran'a başlattığı saldırı sonrasında, İran tarafından kapatılan ve Donald Trump'ın gözü kesmeyince yani hava saldırılarıyla ve tehditlerle açtıramayacağını anlayınca, yana yana NATO'dan ve hatta Çin ve Rusya'dan bile yardım istediği Hürmüz Boğazı'nın kapatılmasıyla yükselen petrol fiyatlarından kaynaklanan ekonomik riskler.
Diğeri ise 'faiz sebep enflasyon sonuç' denilerek yüzde 8.5'lara kadar indirilen faiz yüzünden patlayan enflasyon ve kura karşı, 2023 yılı haziran ayından bu yana uygulanan tüm dezenflasyon politikalarına, sıkı para politikalarına ve yükseltilen faizlere rağmen bana mısın demeyen enflasyon ve hayat pahalılığı sorunu.
Her ikisi de bütün sonuçlarıyla Türk insanını sıkıştırmaya, hayatını zindan etmeye devam ediyor.
Sadece tek bir örnek vereyim;
2026 yılı başlayalı daha şunun şurasında ne kadar oldu ki. 3 ay bile dolmadı. Ocak-şubat ve mart.
Yılın ilk çeyreği bile bitmedi. Buna rağmen icra dosyası sayısı, 407 bin artmış durumda.
Yani durum şu: 2025 yılında 23 milyon 444 bin olan icra dairelerindeki icra iflas dosyası, 11 Mart itibarıyla 407 bin artarak 24 milyon 402 bine yükseldi.
Mevcut gündemle güncelleyelim dersek; ABD ve İsrail'in İran'a saldırısından bu yana geçen 11 günde ise icra iflas dosyası sayısı 80 bin 529 adet arttı.
Bir günde 5 bin 827 adet icra dosyası açılıyor bu ülkede artık.
Bu rakam geçen yılın ortalamasına göre yüzde 24.2'lik bir artışa denk geliyor.
Başka ayrıntılar da var; Mesela günlük icra dosyası sayısında Ocak ortalaması 4 bin 689 olarak gerçekleşti.
28 günlük Şubat ayında ise icra dosyası sayısı 181 bin 948 adet artarken, günlük ortalama dosya sayısı 6 bin 498 ile son dönemlerin en yüksek seviyesine ulaştı.
***
Gelelim, İran ile ABD ve İsrail arasındaki savaşın Türkiye'ye olan ekonomik etkilerine.
Daha önceki yazılarımda bu etkileri ayrıntılı olarak anlatmaya çalıştım. Merak edenler dönüp o yazılara bakabilirler. Ancak bildiğiniz gibi en büyük etki enerjide yani petrol fiyatlarından kaynaklanan enflasyon artışında olacak.
Bu yönde uluslararası tahminler de gelmeye devam ediyor. Mesela Deutsche Bank, Türkiye'ye yönelik enflasyon tahminlerini yükseltti. Onlar bu değişikliği 'yukarı revize etme' olarak adlandırılsa da durum apaçık ortada. Enflasyonda tahminler hiç de hükümetin tahminleriyle uyuşmuyor.
Hatta petrol fiyatları 100 dolar seviyelerinde uzun süre devam ederse, Türkiye'de enflasyonun yüzde 27'den aşağı yılı kapatmayacağını belirtiyorlar.
Aynı banka, savaşın Merkez Bankası'na maliyetinin rezerv anlamında 25-30 milyar dolar arası olduğunu da hesaplıyor.
Tabi savaş ne kadar uzun sürerse, Merkez Bankası'nın kaybı da o derece artacaktır.
Zaten bunu artık hükümetin ekonomi yöneticileri de dillendirmeye başladılar.
En son Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, "Hem Kızıldeniz hem Hürmüz'de ciddi sıkıntı var. Bu Asya'dan Avrupa'ya ve Avrupa'dan Asya'ya ulaşımı etkiliyor. Bu da küresel ticareti ve küresel enflasyonu etkiliyor. Savaş devam ederse ciddi bir enflasyon riski söz konusu" dedi.
Elbette öyle ama dillendirmediği şey başka. Ülkede aslında enflasyonun düştüğü falan yoktu. Hatta başarısız dezenflazyon politikaları karşısında hükümetin imdadına bu savaş bile yetişti diyebiliriz
Çünkü artık 'enflasyonu düşüremediler' eleştirilerine verebilecekleri bir yanıtları var.
Diyecekler ki;
'Enflasyon tabi düşmez. Bakın petrol fiyatları ne durumda."
'6 Şubat depremi' dediler,
'iklim krizi' dediler,
'tarımda don felaketi' dediler.
Şimdi de 'İran savaşı' demeye başladılar.
Bütün dünya ve hatta tabiat bile Türkiye'de enflasyon düşmesin diye mi seferber olur arkadaş?
İnanması bedava!
Yorumlar
Kalan Karakter: