Tam iki aydır Türkiye'nin Tunceli ilinde, devletin bir valisinin, oğlunun, emniyet ve çeşitli kamu görevlilerinin de işin içinde olduğu ortaya çıkan bir kadın cinayetiyle yatıp kalkıyoruz.
Daha hayatının baharında, üstelik hamileyken öldürüldüğü ayan beyan ortada olan Gülistan'ın başına gelenleri ve bu cinayetin örtbas edilmesi için devletin bir kentteki en üst düzey temsilcisinin de adının karıştığı, utanılacak bir skandalı yani.
Cinayet bana göre hemen hemen aydınlatıldı. Bütün oklar valinin oğlunu işaret ediyor. Ve bütün delilleri örtbas eden Vali babasını…
Ama bu talihsiz kızımızın cenazesi yok şimdi de…
Devletin aklıselim, adaletli, vicdanlı tarafını temsil eden bir kadın başsavcı ise bu işin peşini bırakmamakta kararlı. İyi ki öyle!
Şimdi Gülistan'ın bedenini bulabilirlerse, en azından 6 yıldır ağlamaktan göz pınarları kuruyan anneciğinin ve ablasının yüreklerindeki o acı biraz olsun diner diye umuyorum.
Ama elbette asıl adalet, evlatlarının katilleri hak ettikleri cezayı aldıklarında tecelli edecektir.
Fakat Gülistan'ın kayıp bedeni aranırken ortaya çıkan çok daha utanç verici, çok daha vahim, çok daha korkunç gerçekler var.
Ne mi o gerçek?
Bakın bu ülkede bir kadını, Gülistan Doku’yu aramak için baraj kapaklarını açıyorlar; suyun çekildiği yerden başka bir kadının cansız bedeni çıkıyor.
Yine bu kez dere yataklarını tarıyorlar; bir başka kadının daha cesedi bulunuyor.
Sanki, korkunç bir doğa olayıymış gibi!
Sanki suyun dibinden, kadın bedenlerinin fışkırması, normalmiş gibi bir de şöyle diyorlar:
"Yok, bu aradığımız kişi değil..."
Peki, "o" değilse kim? Kimin kızı, kimin kardeşi, kimin annesi bu kadınlarımız?
"O değil" diyerek kenara ayırılan her beden, bu ülkede adaletin suyun dibine gömüldüğünün de kanıtı değil mi?
O, "bu değil" denilip geçilenlerden biri Esma Kılıçarslan’dı.
Esma'nın bedeninde 4 farklı erkeğin DNA’sı bulundu biliyor musunuz?
Delil var, iz var ama ne bir fail var ne de bu olayla ilgili ne bir dosya var ne de yürütülen bir soruşturma var.
Ülkenin dört bir yanı, adeta birer kadın mezarlığına dönüşmüş durumda.
Biz sadece sesini duyurabilenlerin, manşetlere çıkanların isimlerini biliyoruz. Ya o karanlık sularda, sessiz kuytularda bırakılanlar?
Olmaz. Böyle bir şey asla olamaz, kabul etmeyin!
Çünkü hiç aklınızdan çıkarmayın; kadınların ölüsünün bile tesadüfen bulunduğu bir düzende hiçbirimiz güvende değiliz.
Yorumlar
Kalan Karakter: