Bu ülkede aklınızın almadığı birçok şey oluyor ama en son geçen hafta yayınlanan bir özelleştirme kararı, kafaları iyice karıştırdı.
Resmi Gazete'de yayınlanan kararnameyle, 32 ilde 71 adet sağlık alanı ve tesisi özelleştirme kapsamına alınmasına alındı.
Türkiye'de AK Parti iktidarı döneminde, yani toplam 24 yılda özelleştirme adı altında 270'ten fazla kurum, fabrika ve binlerce kamu taşınmazı, özelleştirme adı altında satıldı.
Yani neredeyse geriye satılacak bir kamu kaynağı kalmadı. Şimdi de 32 ildeki toplam 71 sağlık alanı ve tesis satılacakmış.
Kararnamede satılacaklar listesinde Samsun'dan da çok önemli sağlık tesisleri ve hastaneler var. Mesela Gazi Devlet, Kamil Furtun Göğüs Hastalıkları ve fizik tedavi hastanesi ile farklı ilçelerdeki 6 adet sağlık tesisi…
Konu sadece bu hastanelerin mülklerinin satışını ilgilendirse yine iyi. Ama mesele sadece bu değil ki…
Bu hastanelerin hepsi halkın birinci derecede deva bulmak için koştuğu, hastalıklarına çare aradığı, bulunduğu bölgelerde son derece erişimi kolay hastaneler…
Bir de daha çok yeni olan hastaneler var. Örnek verelim; Çarşamba ilçemizdeki Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi. Bu hastane yapılalı, daha 3 sene bile olmadı.
Sen milyonlarca lire para harcayarak yaptırdığın, içinde yine milyonlarca lira değerinde araç ve cihazları olan bir hastaneyi niye satmak istersin ki…
Bakın bu ülkede son derece stratejik öneme sahip; Türk Telekom satıldı, TÜPRAŞ satıldı, PETKİM satıldı, ERDEMİR ve TEKEL gibi dev kuruluşlar satıldı.
Bunlarla bitmedi. Kamunun kontrolü altında olması gereken elektrik dağıtım şebekeleri ve hatta limanlar bile yabancı ve yerli sermayeye devredildi.
Yetmedi; Gazeteci Çiğdem Toker'in ortaya çıkardığı gibi, 'milletin cebinden beş kuruş bile çıkmayacak' denilerek inşa edilen şehir hastanelerine ödenen fahiş kiralar ve döviz bazlı garantilerle, bütçede onarılmaz delikler açıldı.
Şimdi de bu kara deliği kapatmak için, şehirlerin merkezlerinde kıymetli arsaların üzerinde yer alan hastanelere mi sıra geldi.
Ne yapılacak?
Bu hastanelerin değerli arsaları satılacak, mevcut hastaneler ise vatandaşın ulaşımının zor olduğu şehir dışındaki bölgelere taşınacak öyle mi!
Sıkıntı sadece bunlarla da bitmiyor. Bu ülkede, özelleştirmeler, çalışma hayatına da çok büyük zararlar verdi.
Özelleştirmelerle birlikte önceden kamu çalışanı olan birçok emekçi iş güvencesini kaybetti, özlük hakları budandı, ücretleri düştü. Aynı işi yapan iki çalışan arasında statü farkı oluştu; bazıları kadrolu, bazıları taşeron oldu. İş yükü arttı, hizmet kalitesi ise düştü.
Hastanelerde taşeron sisteminin yaygınlaşmasıyla birlikte emek sömürüsü arttı, sağlık çalışanlarının özlük hakları geriledi ve hastanelerin mali yükü özel şirketlerin kâr beklentisine bağlandı.
Örneğin, bir laboratuvar veya görüntüleme merkezi özelleştirildiğinde, kamu hastanesinin içinde bile olsa yurttaşlar bazı işlemler için ek ücret ödemek zorunda kaldı.
Aynı zamanda, taşeron firmaların maliyetleri kısmak için yaptığı personel eksiltmeleri nedeniyle randevu süreleri uzuyor, hizmet kalitesi düşüyor ve hasta memnuniyeti azalıyor.
Yani kamu hastanelerinde sağlık hizmetlerinin taşeron şirketlere devredilmesi, uzun vadede ne hastalara ne de çalışanlara fayda sağlıyor.
Kazananlar kim biliyor musunuz?
Bu özelleştirme ihalelerini alıp devletin sağlık bütçesinden büyük paylar elde eden özel şirketler…
Gelin sağlıkta bu özelleştirmelerden vazgeçin.
Sağlığı piyasalaştırmak yerine, kamusal ve eşitlikçi bir sağlık sistemini güçlendirelim!
Yorumlar
Kalan Karakter: