ABD ve İsrail'in hava saldırısı başlattıkları 28 Şubat Cumartesi gününün daha ilk saatlerinde İran, başta dini liderleri Hamaney olmak üzere 50'ye yakın askeri komutanını bu bombalamalarda kaybetti.
Hamaney ve Devrim Muhafızları'nın güçlü komutanlarının bu kadar kolaylıkla yok edilebilmelerinde İran'ın zafiyetini ve içerden sızma olasılıklarını istihbarat uzmanlarının değerlendirmelerine koyarsak, ABD ve siyonist İsrail başkanları, daha ilk günden büyük bir zafer elde etmişçesine kameralar karşısına çıkıyorlar.
Ve hatta dengesiz bir kişilik olduğunu artık çok iyi bildiğimiz Trump, İran ile dalga geçmeye bile başladı.
İran'ın ağır kayıplarına karşılık ABD ise daha ilk günde 3 askerini kaybetti. Savaş devam ederken, Amerikan askerlerinin ABD'ye gelmeye başladığında, Trump'ın bu keyifli hallerinin devam edip etmeyeceğini ve o zaman yüzünün ne hale bürüneceğini sizler kadar ben de merak ediyorum.
Şu anda İran için durum kötü görünüyor. Ancak şunu söyleyebilirim ki elindeki füzeleri Hürmüz Boğaz'ına yönlendirirse, işler değişebilir. Ne olursa olsun İran, öyle yabana atılacak bir ülke değil çünkü…
ABD Başkanı Trump sürekli olarak, ABD'nin maşası olabilecek bir yönetim değişikliği istediklerini sık sık gündeme getirip duruyor.
Bu mümkün mü?
İran'da iktidarı ellerinde tutan İslami güçler iktidarı kaybetme aşamasına geldiklerinde, ülkeyi düşüneceklerini pek düşünmüyorum.
Sadece kendilerini düşünecek ve her türlü çılgınlığı yapacaklardır.
Şu olasılık da var elbette: İktidarı kaybetme korkusuyla ABD'nin dediklerini kabul edip, onun güdümüne girmek. Şu an için çok anlamlı görünmese de her an gündeme gelebilir.
Zaten Trump'ın pazar günü yaptığı, "İranlılar benimle görüşmek istediler" iddiasını hatırlarsak, böyle bir ihtimal de her ne kadar iddia bile olsa, çünkü İranlılar henüz bu iddiayı doğrulamadılar ama yalanlamadılar da…
Gelelim asıl konumuza. İran-ABD savaşı, bizi yani Türkiye'yi ekonomik olarak nasıl etkiler?
Bildiğiniz gibi bizim petrolümüz yok. O yüzden de net bir enerji ithalatçısıyız.
Bu savaş yüzünden petrol fiyatlarının sert yükseldiği bir ortamda, ilk etkiyi akaryakıt fiyatlarında görürüz.
Bunun sonucunda da taşımacılık maliyetleri artar, ardından da üretim ve gıda fiyatları zincirleme biçimde yükselir.
Enerji faturası kabardıkça daha fazla dövize ihtiyaç duyulur. Bu durum kur üzerinde baskı yaratır.
Bitmedi…
Küresel riskten kaçış başladığında, bizim gibi gelişmekte olan ülkelerden sermaye çıkışı da hızlanır.
Yabancı yatırımcılar ülkelerine dönmek için dolar talebini artırır; kur yükselir.
Üstelik bu durum yabancılarla da sınırlı değildir. Yerli yatırımcı da kendini korumaya almak için döviz ve altına yönelir.
Sonuçta kurlar ve ithal girdi maliyetleri artar, risk primleri yükselir, borsada satış dalgası görülür.
Herkes güvenli liman altına yüklenince, altın fiyatları yukarı tırmanır.
Tüm bunları finansal bir şok, enflasyonda artış, yatırımlarda gerileme ve büyümede yavaşlama izler.
Bir de Hürmüz Boğazı kapatılırsa, petrol varil fiyatları ciddi düzeyde artarsa, bu durumun daha da ağırlaşacağını söylemek mümkün.
O durumda da enflasyon yeniden patlar, ücret–fiyat sarmalı riski belirginleşir. Para politikası gevşetilmek bir yana, daha sıkı bir çizgiye zorlanabilir.
Sanayiden turizme her sektör olumsuz etkilenir.
Ve bütün bunlara ek olarak yeni bir sığınmacı dalgasıyla da karşı karşıya kalabiliriz.
İran daha ilk günden kaybetti diyenlere bir uyarı.
İnanın artık kaybedecek hiçbir şeyi yok.
Ve bence İran için savaş asıl şimdi başladı.
Yorumlar
Kalan Karakter: