"Şu Boğaz harbi nedir?
Var mı ki dünyâda eşi?
En kesif orduların yükleniyor dördü beşi.
-Tepeden yol bularak geçmek için Marmara'ya
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya."
diyerek başlar milli şairimiz Mehmet Akif Ersoy, Dünya'nın görüp görebileceği en unutulmaz savaşlardan birisi olan ve Türklerin canları pahasına bir milimetrekaresini bile vermedikleri vatan toprakları için gösterdikleri büyük kahramanlığı anlatan Çanakkale Şehitleri'ne şiirine..
Evet bir 18 Mart daha geldi ve bir kez daha yetim Ali ile Onbaşı Mahmut'un hikayesini hatırladım, gözlerim dolu dolu…
Aslında bu hikaye sadece benim ailemin değil, Türkiye'de binlerce ailenin köklerinde yer alan 'şehit'lerinin, şehitlerimizin hikayesidir bir bakıma.
Çünkü bu ülkede köklerinde, atalarında şehit olmayan bir aile bulmak neredeyse yok gibidir.
Benim ailemin ise her 18 Mart’ta gururla hatırladığı bir hikayedir Yetim Ali ve Onbaşı Mahmut'un yaşadıkları da…
***
1915 yılının mart ayıydı, Kavak'ın Şeyhresul köyünde yaşayan Mahmut'a seferberlik emri ulaştığında…
Babasını daha birkaç yıl önce yitirmiş, evlatlarıyla birlikte yaşam mücadelesi veriyordu.
El mahkum, vatan büyük tehdit altında, 'yoluna canımız feda' dedi. En küçüğü 2 yaşındaki üç erkek, 14 yaşındaki kız çocuğuna ve karısına sarılarak soğuk bir kış günü ayrıldı evinden, köyünden, memleketinden...
Gidiş o gidiş, bir daha da geri dönmedi, dönemedi.
25 Nisan 1915 yılında emperyalistlerin Gelibolu yarımadasına çıkarma yapmalarıyla başlayan, 9 Ocak 1916 tarihinde yani tam 8.5 ay sonra ise kıyılarımızı terk etmeleriyle sona eren Çanakkale'de savaşmaya gitmişti Şeyhresul köyünden Karakeloğlu Mahmut…
Seddülbahir'de, Alçıtepe'de, Kerevizdere'de, Kabatepe'de, Conkbayırı'nda, Anafartalar'da düşmanla burun buruna savaşan Anadolu'nun dört bir köşesinden gelmiş, binlerce vatan evladından birisiydi.
Binlercesi gibi o da şehit oldu.
Taşlıtepe muharebesinde, şehadet mertebesine ulaştı.
Savaş sona erdiğinde ise geride on binlerce şehit kalmıştı. Bir de yine belki yüzlerce belki de binlerce yetim çocuk.
Şeyhresul köyünde babalarının savaştan dönmesini bekleyen çocuklar ise aynı yıl annelerini kaybettiler. Şimdi hem yetim hem de öksüzdüler.
Çok geçmedi Mahmut'un büyük kızını yaşlı biriyle evlendirdiler. En büyük ağabey ise bir iddiaya göre o yıllarda palazlanmaya başlayan Çakallı'nın hemen yukarısındaki Karaçam mevkiinde Rum çeteleri tarafından öldürüldü.
Diğer iki erkek çocuğu ise ayrı ayrı köylere, eskilerin 'besleme' dedikleri şekilde, 'çoban' olarak verildi.
En küçük çocuk Ali'yi evlerine alan Kel İkbal ve Laz Adem'in, çocukları olmuyordu. Ali'yi büyütüp yetiştirdiler, genç bir delikanlı olduğunda da evlendirdiler. Bir süre sonra da nüfuslarına kaydettiler.
Daha bir bebekken verildiği ancak daha sonra memleketi olan köyünde 100 yıla yakın bir ömür sürdü yetim Ali. Şimdi Yenigün köyünde ebedi istirahatinde.
Çanakkale'de yatan binlerce vatan evladının hayat hikayelerinden sadece bir tanesidir Şehit Onbaşı Mahmut ve 2 yaşında yetim kalan oğlu Ali'nin hikayesi de…
Her 18 Mart'ta ben de bu yaşam öyküsünü hatırlar, kimi zaman ağlar, kimi zaman da gururlanırım.
Şimdi burada oluşumu, bağımsız bir ülkenin topraklarında özgürce dolaştığımı, canları pahasına sağlayan kahramanlara minnet duyar, ellerimi semaya açar, bütün şehitlere minnetle dua ederim.
Nasıl etmem?
Çünkü vatanı için evlatlarını, ailesini geri bırakıp Çanakkale'ye giden bir daha da geri dönmeyen Onbaşı Mahmut benim büyük dedem, 2 yaşında yetim kalan evladı Ali ise dedemdi!
Bir 18 Mart Şehitleri Anma Günü'nde daha, bu vatan uğruna canlarını feda eden bütün şehitlerimizi rahmet ve minnetle anıyorum!
NOT: Bu yazı 18 Mart 2022 yılında yazılmış yazımın güncellenmiş halidir.
Yorumlar
Kalan Karakter: