Yalan gerçekliğin sessiz ikizidir.
O da gerçek gibi görünür ama onun ışığını değil, sadece gölgesini taşır. İnsan, yalan söylerken yalnızca başkasını değil, kendi varlığını da kandırır çünkü her yalan, bilinçle hakikat arasına çekilmiş ince bir perdedir.
Yalan, korkunun çocuğudur. İnsan gerçeğin ağırlığını taşıyamadığında doğar.
Fakat unuturuz ki, gerçeğin acısı geçicidir, yalanın huzuru ise aldatıcı.
Yalan seni korur ama senden geriye bir "sen" bırakmaz.
Ve belki de en büyük yalan, hiç yalan söylemediğimize inanmaktır.
Yalan, insana geçici bir huzur verir ama sonsuz bir boşluk bırakır.
Çünkü hakikat, er ya da geç geri döner; sessiz ama kaçınılmaz insan gerçeği gizleyerek kurtulduğunu sanır, oysa sadece kendinden uzaklaşır.
EŞİTLİK
Eşitlik, insanın en saf hayalidir.
Çünkü varlık başlı başına bir farklılık üzerine kuruludur.
Her nefes, bir diğerinden az da olsa farklıyken, biz eşitlik derken neyi arıyoruz?
Aynılığı mı, yoksa aynı değeri mi?
Eşitlik, ölçülerde değil, özde aranmalıdır.
Çünkü öz her şeyin ötesindedir.
Biçimlerin de.
Biçimler insanın yanılgısıdır.
İnsan, birbirine benzediği kadar eşit değildir; birbirine baktığında kendini görebildiği kadar eşittir.
Belki de Tanrı'nın en adil yanı, hepimizi aynı yaratmamasıdır.
Çünkü fark, eşitliği reddetmez, ona anlam yükler.
Eşitlik, farklılıkların dengesiyle var olur tıpkı gecenin gündüze karışması gibi. Ve sonunda insan şunu fark eder; eşitlik, bir hedef değil, bir hatırlayıştır.
Biz zaten aynıyız, sadece bunu unuttuk.
Öğrencilerimi yazdırmaya devam ediyorum.
Atatürk Mesleki ve Teknik Anadolu lisesi 11 C sınıfı öğrencisi Elif Nur Sümer bu haftaki köşemizi doldurdu.
Kendisine, kendisini yetiştirenlere şükranlarımı sunuyor yeni yazılarda buluşmayı umuyorum.
Hepiniz sağlıcakla kalın sevgili okurlarım.
Yorumlar
Kalan Karakter: