Keşfetmek insanın en güçlü yanlarından biridir. Keşif ruhuna sahip olmak da öyle pek kolay değildir. Bir kere kaybolmayı göze alacaksın ve yeni yollar bulmayı bileceksin. Kaybolmak için de eski takip ettiğin yollardan vazgeçeceksin. Yani birazcık babayiğit bir ruha sahip olacaksın. Bazen inandıklarını çöpe atacaksın, bazen aynı yolda yürüdüklerinle yollarını ayıracaksın. Eski haline alışık insanlar karşına dikilip “Ama sen böyle değildin, ne oldu sana?” diye sitemler edecek. Tüm bunları göze alamazsan keşif zor. Tıpkı kökten değişiklikler yaptığın zamanlardaki gibi yeni keşifler için yola çıktığında da tüm dünya karşına dev bir dalga gibi dikilecek.
Eski düzenlerinin içinde mutlu mesut yaşarken birilerinin çıkıp yeni icatlar, yeni keşifler peşinde koşmasını mazur görmeyecekler; işlerine gelmeyecek bu durum. Zaten sorgulayanları sevmiyorlar, siz kimsiniz ki yenilikler için kapı aralamaya cüret ediyorsunuz? Sorgulayanlar hiç değilse edilgenler, elleri çenelerinde düşünüyorlar; o kadar tehlikeli değiller. Keşfedenler öyle mi? İnsanlığın sahip olduğu o küflü düzeni karanlıklardan çıkarıp gerçeğin yakıcı ışığı altına çıkartmaya çalışıyorlar. Yıllar yılı kesif bir küf kokusuna alışmışların tertemiz hava dimağlarına iyi gelmiyor. Bu çağda bir sürü engellemeyle karşılaşınca insan çağlar önce yaşamış kaşiflerin karşılaştığı güçlükleri düşünüyor. Kim bilir koca koca okyanusları aşıp yeni yerleri keşfetmek için yola çıkmadan önce ne büyük zorluklar ve engellemelerle karşılaşmışlardır. Sormak lazım “Tüm engellere rağmen keşfe çıkan kaşifler olmasaydı şu an üzerinde yaşadığımız dünya hakkında ne biliyor olurduk?” Belki de şöyle yanıtlarlar: “Artık hiçbir keşfe gerek yok. Özellikle de keşfedilmişleri keşfetmeye. Şimdi teknoloji var, her şey parmağının ucundaki bir düğmede.”
Söz konusu olan sadece coğrafi keşifler değil elbette. Günümüzde keşfetmeye bizzat yakın çevremizden başlamamız lazım; çünkü özellikle yakınımızdakilerle ve içimizdekilerle temas kurmamızı istemeyen bir düzenin içinde yaşıyoruz artık. Yeni bir kıta keşfetmemize gerek yok. Her gün gittiğiniz yolun tam tersine gidip kaybolun. Daha önce dikkatinizi çekmeyen bir sürü şey çıkar karşınıza. Kendi dünyanızdan çıkıp bambaşka bir dünyaya girmiş gibi olursunuz, yenilenirsiniz. Yeter ki rutininizi bir kere kırmaya gönüllü olun. Kütüphaneye gittiğinizde her zamanki gibi önceden planladığınız, listelediğiniz yazarların kitaplarına değil de rastgele yeni yazarlar ve kitaplar keşfetmek için uzatın elinizi raflara. Çağlar öncesinden, aklı başında bir sürü dostunuz olacak. Asıl hazine onlardır, başkalarının gözümüze sokmaya çalıştıkları değil. Tüm sistemi değiştirmek için hayatımıza el uzatanların reklamlarla kulağımıza fısıldadığı yazarların dışında yazarlarla iletişime geçmek gerçekte neyin değerli olduğunu görmemizi sağlar, hayatla ilgili vizyonumuzu değiştirir.
Başka düşünceleri keşfetmeyi de ihmal etmemeli. Saplanıp kaldığımız, yeknesak terennümümüz olmuş, bizi günden güne çürüten fikirlerimizi zaman zaman temizlemeliyiz belleğimizden. Hep aynı saplantılı ruh haliyle savunuruz ve bize bir faydaları olmadığı gibi dar bir alanda debelenip durmamıza da yol açarlar. “Ölene kadar peşindeyiz,” mantığıyla yakamızdan düşüremediğimiz nice fikrin yerine ters köşe bir fikrin üzerinde şöyle bir düşünebilmeliyiz.
“Keşif, yalnızca yeni topraklar bulmak değildir; aynı zamanda yeni bir bakış açısı kazanmaktır. Gerçek keşif, haritalarda yer almayan yerleri bulmak değil, bildiğimiz yerleri yeni gözlerle görebilmektir. İnsan, kendi iç dünyasında yaptığı keşiflerle büyür; çünkü en uzak yolculuk, insanın kendine yaptığıdır.” der Marcel Proust demesine de kulaklarımız böyle fikirlere tıkalı toplum olarak. Başka gözlerle bakamayız etrafımıza. Sanki bize sirayet eden fikirlerle bir anlaşmamız varmış gibi. Oysa insan zaman zaman sözünden bile dönebilmeli. Rahmetli Barış Manço’yu da anmak istiyorum bu noktada: “Bir gün dönsem sözümden/Düşerim dost gözünden/Dünya dönüyor dostlar/Bir sözden dönsem çok mu?/Devran dönüyor dostlar/Ben dönmüşüm çok mu? Fikirlerimizden, sözlerimizden dönebilmeliyiz yeni keşifler için. Hayata başka noktadan bakabilmek için. Bazen hayatın akışı içinde verdiğimiz sözlerin geçerliliği kalmayabilir. Diyelim birine onunla sonsuza kadar dost kalacağınıza dair söz verdiniz. Ve bu çok güvendiğiniz şahsiyetin sineye çekemeyeceğiniz bir yanlışını gördünüz. Ne yapacaksınız, söz verdiniz diye devam mı edeceksiniz aynı yolda ilerlemeye? Üzülmeyin, bu da bir keşif, bırakın herkes yoluna gitsin.
Hayat insana milyonlarca alternatif sunarken biz yeni ufuklara doğru ilerleyip yeni limanlar keşfetmekten her zaman korkarız. Bir yanımız özgür olmak ister, diğer yanımız keşfetmekten korkar. Son raddede bilindik şeytan, bilinmedik meleğe yeğ tutulur. Çoğu ilerlemenin önü de bu şekilde tıkanır. Sorun çözmede de aynı yöntemi uygularız. Yeni yollar keşfetmektense denenmiş ve bir işe yaramayan çöp yöntemleri başa döner döner kullanırız ve her defasında onlardan farklı sonuçlar almayı bekleriz. İnsanoğlunun son yaşadıklarına bakınca dünyanın zıvanadan çıktığını görüyoruz. Hiçbir sorun çözülmüyor, çözülüyormuş gibi yapılıyor. Çünkü kimsenin yeni yollar keşfetmek, sorunlara başka açılardan bakmak gibi niyeti yok. Bu şekilde çözülür mü? Elbette hayır.
Sevgiler, saygılar…
Yorumlar
Kalan Karakter: