Özgürlük diye diye çocuklarımızı heba ettik. İstedikleri gibi (sözüm ona) sosyalleştiler; her türlü arzularını emir telakki ettik, elini her uzattıklarını alarak onları şımarttık ve görgüsüzlüğü olağan davranış biçimi haline getirmelerini sağladık. Öz disiplinden uzak, bedensel tembelliği günlük rutin haline getirmiş evlatlarımızı sözüm ona seviyoruz. Bu nasıl bir sevgi? Bizden sonra nasıl yaşayacaklar?
Şöyle bir iki saatlik elektrik kesintisinde bile dünyaları başlarına yıkılan bu çocuklara yarınları nasıl emanet edeceğiz? Şu anda tüm dünya ülkelerinin, geleceklerini garantileyebilmek için aldıkları tedbirlerin başında çocuklarına çeki düzen vermek geliyor. Çocuklarını yeni dünya düzenine kaptırmamak için ilk başta gerçek dünyada değeri olan işlerin öğretildiği dersleri müfredatlarına ekliyorlar. Mesela Finlandiya. Çocukların alması gereken zorunlu dersin adı Crafts (Käsityö). Dikiş, örgü, nakış, kumaş tasarımı, ahşap, metal, elektronik alanlarından birini seçiyor öğrenci. Amaç bu alanlarda deneyim kazanmasını sağlamak. Üstelik de ilköğretimden başlayıp ortaöğretime kadar yetkinleşerek devam ediyorlar derslere. Öğrencileri kendi tasarımlarını geliştirmeye yönlendiriyorlar. Bir ürün ortaya çıkarırken planlama, ölçme, hata düzeltme süreçlerini öğreniyorlar.
Evde kullanılabilecek pratik beceriler (dikiş, tamir vb.) kazanıyorlar. Bu kazanımlar bizdeki gibi hobi olarak sunulmuyor, gerçek hayatta işlerine yarayacaklarını iyice belletiyorlar. Bir ara bu ülkenin eğitim sistemini didik didik gözden geçirdik; ne hikmetse bu yönünü tartışan olmadı. Sadece Finlandiya değil dünyanın birçok ülkesi şu an çocuklarına ve gençlerine hayatlarını tek başına idame etmelerini sağlayacak yetenekleri okulda kazandırmaya çalışıyor. Mesela ABD’de özellikle ortaokul ve liselerde yaygın olan “Shop class” eğitiminin yanında “Home Economikcs” yani bizdeki adıyla “ev ekonomisi” dersleri var. İlkadım Ortaokulu’nda okurken ben de “ev ekonomisi” ve “iş bilgisi” dersleri aldığımı hatırlıyorum. Bizde ne yazık ki birer anı olarak kaldı bu dersler, el alem kıymetini biliyor işte. Norveç, İsveç, Danimarka, Almanya, İsviçre, Avusturya, Japonya, Güney Kore, Çin, Singapur, Kanada, Meksika, Brezilya, Avustralya, Yeni Zelanda…Asya ülkelerinden Japonya ve Çin almış başını gidiyor bu konuda. Eğitimcileriyle birlikte, her türlü güvenlik tedbiri alınmış olarak kendi yeme içme işlerini bile hallediyorlar. Anaokulu seviyesindeki çocuklar yemek yapma, servis etme ve temizlik gibi görevleri üstleniyorlar. Sadece bu da değil çocuklara sağlıklı beslenme, yiyeceklerin kaynağı ve yemek kültürü de öğretiliyor. Bizim çocuklarımız da yemek seçtiği için annelerimiz ne pişireceğini şaşırıyor, çocuklarına yemek beğendiremiyorlar.
Birçok ülke çocukları ayakları yere basan, özgür bireyler olsun diye bu becerileri onlara katarken bir yandan da onları yeni dünya düzeninden korumak için gerekli yasaları yürürlüğe koymaya başladı. Avustralya 16 yaş altındaki çocuklara sosyal medyayı kullanma yasağı getirdi. Özellikle 13-15 yaş grubunda ortaya çıkan bağımlılığı söndürmek için düşünülmüş bir uygulama. Yasa ile çocukların gelişim döneminde dijital bağımlılıktan korunması hedefleniyor. Özellikle sosyal medya platformlarına bu yasaklara uyulmazsa çok büyük cezalar uygulanacağı belirtiliyor. Bu yasak uzmanların alanda yaptıkları çalışmaların sonuçlarına dayandırılıyor. Sosyal medyanın kaygı, depresyon ve özgüven sorununu artırdığı tespit edildiğinden böyle bir tercihin söz konusu olduğu açıklandı. Bertaraf edilmeye çalışılan bundan daha tehlikeli bir durum var. Çocuklar siber zorbalık, taciz ve uygunsuz içeriklere maruz kalabiliyor. Ve hatta gönüllü olarak bu uygunsuz içeriklerin bizzat nesnesi haline geliyorlar. Bizde de çok yaygın, henüz on iki on üç yaşındaki çocuklar ağır makyajlı, sanki sahne kıyafeti gibi kıyafetlerle çektikleri fotoğraflarını profillerine koymuşlar. Özellikle kız çocukları çok büyük bir risk altında. İlkokul ve ortaokul öğrencisinden çok yetişkin kadınlara benziyorlar.
İnsan görünce irkiliyor, özgürlük çocukların on iki, on üç yaşlarında bu şekilde giyinip sosyal medyada boy göstermeleri mi? Çocuklarımızı bu şekilde açık hedef haline getiriyoruz. Zavallıcıklar sosyal kabul ihtiyaçlarını böyle gidermeye çalışıyorlar. Neden peki? Gözlerine böyle bir dünya sokuyoruz da ondan. Sosyal medya alanı çocuklarımız için son derece kontrolsüz ve tehlikeli. Bir tekel bayiine bir çocuk girip sigara alamaz; ama sosyal medyada öyle alanlara girebiliyorlar ki…Elbette bunun bir de karşı ucu var, tüm tehlikeler de onlara ulaşabiliyor.
Avusturalya’dan sonra İngiltere’de yasak yolda. Danimarka, Çin, ABD hızla bu yola girmek üzere. Bizde konuşuluyor; ama henüz somut adımlar atılmış değil. Oysa bu bir ulusal güvenlik sorunu, hem de en acilinden; çünkü hepimizin geleceği ile ilgili. Çocuklarımız bizlerden bambaşka bir şeye dönüşürken geleceğimizden bahsetmemiz pek olası değil. Kendine yetemeyen, sosyal mecralarda kendini bir ürün gibi sergileyen, tek derdi “like” almak ve bu mecralarda görünür olmak olan bir neslin özgür kalabilmesi mümkün mü? Özgürlüğün avuçlarımıza bedavadan bırakılmadığını tarihin sayfalarında epey bir gördük. Bedeli ağır olacağı için tekerrürüne de ihtiyacımız yok. Çocuklarımızı sosyal medyadan ve sadece tüketime odaklı hayattan sıyırmadan gerçek bir özgürlükten bahsedemeyiz. Acil olarak çocuklarımızın sosyal medyadan çekmeliyiz. Akıllı telefon yerine akıllarını kullandırmalı, okulda gerçek hayatla bağlantısı olan derslerle onları birey haline getirmeliyiz. Hem de bir an önce.
Sevgiler, saygılar…
Yorumlar
Kalan Karakter: