Potansiyel; gizli kalmış, henüz varlığı ortaya çıkmamış olan güç, kapasite, yetenektir. Dünyada yaşayan ne kadar insan varsa o kadar saklı güç, o kadar yetenek vardır. Hepimiz bir potansiyelle dünyaya geliyoruz, bizlere bazı özel yetenekler emanet ediliyor; ama çoğumuz içimizdeki hazinenin farkında bile olmadan bir ömür tüketiyoruz.
Bir şeyler başarmışların yaptıkları en önemli şey: Yeteneklerinin ve potansiyellerinin ne olduğunu sistematik bir biçimde bulmak için uğraşmak, bulduktan sonra da geliştirmek için mevcut koşullarını aşmaya çalışmak… Bir işe soyunmadan önce attıkları ilk adımlar biri bunlar. Biz dışardan gördüğümüz kadarıyla onlara sihirli bir değnek dokunduğu ve şanslarının yaver gittiğini düşünürken onlar içten içe büyük bir yapılanma mücadelesi veriyor. Başaramayanlar içlerindeki dünyada ne kadar edilgense, başaranlar o kadar etken bir tutum sergilerler. İlk adımı attıktan sonra, yani potansiyelini keşfettikten sonra, her şey gayet kolay. Disiplinli bir çalışmayla aşılamayacak engel, ulaşılamayacak hedef olmaz. Yeter ki sahip olduklarınızı bilin.
Maalesef şu an içinde yaşadığımız toplum insanların potansiyellerini keşfetme işini çok küçümsüyor, tamamen tesadüfü karşılaşmalara bırakıyor. Bu işi henüz eğitim sistemimize eklemleyemedik. Sokaklar kapasitesini ve yeteneklerini tanımayan insanlarla dolu. Bunun en büyük sebeplerinden biri gözlem yapma becerimizi kendimiz için kullanmamamız. Gözlem yeteneğimizi içsel keşiflerimiz dışında her şey için kullanıyoruz. Mesela komşunun değiştirdiği arabasını, çocuğunu hangi okula gönderdiğini pek bir hassasiyetle takibe alırken bizi ters köşe eden bir olay yaşadığımızda neden o durumda olduğumuzu anlayabilmek için durup da iç gözlem yapma zahmetine katlanmıyoruz. Gözlem deyince aklımıza dikizleme geliyor, başkalarının tavuğu bize kaz gibi görünüyor. Dilimize diğerlerinin sahip olduklarını dolayıp özgüvenimizi un ufak ediyoruz. Özgüvensiz bir insanın potansiyeli olduğuna inanması bir hayli güç.
Sosyal medyada şişirilen profillere bakmak da özgüvenimizi bayağı bir zedeledi. İğne batırsan fos diye sönecek olan nice hayatları gökkuşağının renklerine boyayıp “şahane” diye bize satıyorlar. Onları izleyedururken kendimizi çöplük gibi hissediyoruz, herhangi bir yeteneğim var mı bir bakayım diye düşünmüyoruz. Bu bize öğretilmedi, bundan sonra da birilerinin bu işin peşine düşmesi biraz zor gibi görünüyor. Hatta bilinçaltımıza arayış içinde olmanın “ayran gönüllü” olmak olduğu işleniyor. Sistemin sana biçtiği rolü oyna yeter. Potansiyelinin farkında olmayan, hedef belirleyemeyen kopya insanlar haline getiriliyoruz. Elimiz kolumuz bağlı, birilerinin bizi kurtarmasını ya da yol göstermesini bekliyoruz. Belki de masallardaki ak sakallı bilge rüyalarımıza girer ve “pir elinden bade içerek” potansiyelimizi belirleriz. İnsanın öz disiplinle kendi benliği üzerinde çalışmasını uygun bulamıyoruz. İllaki bizim dışımızda birileri şöyle bir dürtüversin, uyandırsın bizi. Yine o birileri, kim olduğumuzu kulağımıza fısıldasın. Onların ezberini söyleye söyleye korkularını da içselleştiriyoruz.
Önyargılarını öyle bir benimsiyoruz ki bir süre sonra bizim kendimizle ilgili önyargılarımız oluveriyor. Dışarıdaki zorluklarla mücadele edemeyeceğimiz kanaatine bu şekilde varıyoruz.
Korku ve özgüvensizlikle nice yetenekler gün yüzü göremeden çürüyüp gidiyor. Potansiyelimize satın aldığımız bir meta kadar bile değer vermiyoruz. Bir elektronik mağazasına gidiyoruz ve çok değişik bir cihaz görüyoruz. Tezgahtar genç bize dakikalarca anlatıyor, tam olarak ne işe yaradığını anlamasak da cihazı alıp eve geliyoruz. Kullanma kılavuzunu ıcık cıcık inceliyoruz ki onun tam olarak ne işe yaradığını anlayabilelim. Ama aynı şeyi kendiniz için yapmıyoruz. Her sabah aynada gördüğümüz kişinin ne işe yaradığını bilmiyoruz. Ve emin olun dünya bu yüzden bu kadar berbat bir yer. Şöyle bir şey hayal edelim; bütün insanlar potansiyellerini gerçekleştirebilseydi ne olurdu? Yeryüzünde cenneti yaşardık. Herkesin kendi yeteneklerini tam kapasite kullanabildiği bir toplumda hayat nasıl olurdu acaba? Sanat, bilim, teknoloji, kültür hangi aşamaya gelirdi? Potansiyelinin farkında olan ve ziyan etmeden onu kullanabilen insanlarla dolu bir toplumda verimlilik seviyesi ne olurdu? Çok kısa bir sürede huzur toplumu haline geleceğimiz malum aliniz.
Kalbini hızlandıran işi yapan insanlar başkalarını da destekleyeceği için çatışmalar azalır, dayanışma artardı. Kendini gerçekleştiren, nazik, birbirini anlayan, birbirine katkı sağlayan insanların oluşturduğu bir toplumda yaşamayı kim istemez? Ne güzel bir ütopya değil mi? Bence buna bir de isim bulmalıyız. Potansopya…Herkesin potansiyelinin peşine düştüğü ve onu yakaladığı bir dünya. Herkes mutlu, herkes etrafına iyilik ve güzellik saçıyor…Hayal etmesi bile güzel; en azından içimiz ısınsın.
Çünkü artık potansiyellerini ziyan edenleri görmekten bitap düştük. İnsanımız zorlukların içinden ancak kendi potansiyellerine tutunarak çıkabileceklerinin farkına varmak zorunda. Onu biz kullanmazsak elbette başkaları bizim aleyhimize kullanacaktır. Başkalarının oyuncağı haline gelmek istemiyorsak çıkış yolunu dışarıda değil içimizde aramalıyız.
Sevgiler, saygılar…
Yorumlar
Kalan Karakter: