Hemen her sözümüzde “Çocuklarımızı mevcut sistemden ve oluşturmaya çalıştıkları yeni dünya düzeninden korumaya çalışmalıyız,” diye veryansın ediyoruz. Haklı çıkmayı hiç istemezdik. Epstein davasında ortaya dökülenler hepimizi dehşete düşürdü. Anlaşılan o ki buzdağının sadece görünen kısmı. Altından isimler ve listeler çıkmaya devam edecek büyük ihtimalle. İşler bu kadar sarpa sarınca nihayet hepimiz “Acaba benim çocuğum güvende mi?” diye kendimize sormaya başladık.
Yanıtı basit “Böyle bir dünyada hiçbirimizin çocuğunun güvende olması mümkün değil.” Çünkü sanal dünya çocuklarımızın odalarına kadar girmiş durumda. Küreselleşme, bilgiye ulaşımın kolaylaştırılması gibi gerekçelerle hepimiz bize sunulanları ayrıştırmadan evlerimizin kapısını sanal aleme sonuna kadar açtık. Hatta çocuklarımızın zihinlerini bile. Gerçi, çocuklarımızın sosyal medya kullanımının kısıtlanmasıyla ilgili tüm dünyada olduğu gibi bizde de bir şeyler yapılmaya çalışılıyor; ama artık bu işin acil olarak ele alınması gerekiyor. “Yeni düzenlemeye göre, 15 yaşından küçük çocuklar ebeveyn izni olsa bile sosyal medya platformlarında hesap açamayacak. Instagram, TikTok, X gibi platformlarda yaş doğrulama sistemleri zorunlu hale gelecek ve şirketlere bu konuda ağır sorumluluklar yüklenecek.” deniliyor. (Bu yaş sınırı biraz daha yukarı çekilmeli.) Yasa yürürlüğe girdikten sonra platformlar, yaş doğrulama sistemlerini kurmak ve 15 yaş altı kullanıcıların hesap açmasını engellemekle yükümlü olacak. Yasa henüz tasarı aşamasında; ama ivedilikle ele alınmalı. Yürürlüğe girdikten sonra da hakkıyla uygulanıp uygulanmadığı denetlenmeli. Hayata nereden bakarsak bakalım bu şekilde getirilen bir kısıtlamaya özgürlükler engelleniyor gözüyle bakmamalıyız. Hiç değilse bu konuda fikir birliğine varmalıyız.
Ne kadar kirli bir dünyada yaşadığımızın ortaya çıktığı ve bize küreselleşme diye yedirilmeye çalışılan yılanın dişlerini gördüğümüz an bu. Birkaç isim üzerinde durulup gözler boyanıyor; çok daha organize bir yapıyla karşı karşıya olabiliriz. Derhal biricik yavrularımızı onların ellerinin uzağına çekmeliyiz. Hiç kimse “Benim başıma gelmez,” diye düşünmemeli.
Bu konu konuşulup konuşulup bir süre sonra rafa kaldırılacak, bu pisliğin üzerine perdeler çekilecek. En tehlikeli durum da bu. Çünkü bir şeyi ağızlara ne kadar sakız ederseniz, insanlar bir süre konuştukları için doyuma ulaştıklarından veya çaresiz kaldıklarından o durumu kabullenirler. Sosyal deneylerle kanıtlanmış bir durum. Bu deneylerin En bilinenleri Standford Hapishane Deneyi, Miligram İtaat Deneyi, Grup Normu deneyleri. Çok kısa özet geçelim: Standford Hapishane Deneyi’nde “Üniversite öğrencileri gardiyan ve mahkûm rollerine ayrıldı. Başlangıçta rol yapma gibi görünen davranışlar, kısa sürede gerçek şiddet ve baskıya dönüştü. Mahkûmlar kötü muameleyi kabullenmeye, gardiyanlar ise giderek daha sertleşmeye başladı. Deney, insanların kötü koşullara hızla uyum sağlayabileceğini ve bir süre sonra her türlü koşulu ‘normal’ kabul edebileceğini gösterdi.” Miligram Deneyi biraz daha can yakıcı: “Katılımcılara, yanlış cevap veren kişilere elektrik şoku vermeleri söylendi. Başta rahatsızlık duyan denekler, otoritenin yönlendirmesiyle giderek daha yüksek şoklar vermeye alıştı. İnsanların acı çektirmeyi bile zamanla olağanlaştırabileceğini ortaya koydu.” En masum görüneni Grup Normu deneyi: “Katılımcılar karanlıkta hareket eden ışık noktasının yerini tahmin ettiler.
Grup içinde farklı tahminler zamanla ortak bir ‘norm’a dönüştü. İnsanlar, kendi algılarını bırakıp grubun görüşüne uyum sağladı; yanlış veya rahatsız edici olsa bile buna alıştılar.” Bu deneyler ne için yapılıyor ve kimler tarafından finanse ediliyor onu da bilmiyoruz. Hepsinin özünde bir ölçüm ve son noktamızı tespit amacı var sanki. Üzerinde düşünülmüş bazı soruları yanıtlıyor gibiler: “Kitleler başkalarının acılarına nasıl duyarsız hale getirilebilir? İnsanlar en kötü koşullara nasıl alıştırılabilir? Kitlelere en acımasız fikirler kendi fikirleriymiş gibi nasıl benimsetilebilir? İnsanlar farkında olmadan nasıl kontrol altına alınabilir?”
Adamlar iğrenç planlarını adım adım uyguluyorlar, çocuklarımızın üzerinden ve bizim zihnimizden ellerini çekmeyecekler. Bunun altından bir şey çıkar mı yoksa yapılanların hepsi o insanların yanına kar mı kalacak orası belli değil. İşin gözlerden ırak kötü boyutu tıpkı o deneylerde olduğu gibi bizim bu konuyu bir süre daha konuşup sonra bu duruma alıştırılmamız. Yani bu kadar iğrençlik ortaya döküldükten sonra tüm dünyanın buna alışması. Hatta biraz da korkuyla geri çekilmesi. Bu yakıcı gerçekleri zihnimize vere vere demiri eğip büktükleri gibi düşüncelerimizi kızgın kor haline getirip istedikleri şekilde eğip büküyorlar. Planlanan tam da bu olabilir mi? Yakın bir gelecekte birileri çıkıp çocuklarımız üzerinde hak iddia ettiğinde, onları elimizden çekip aldığında tepkisiz kalmamız isteniyor olabilir mi?
Şurası bir gerçek ki, insanlığın köleleştirildiği yeni bir dünya düzeni kurmak amacıyla birileri tam gaz üzerimize geliyor. İlk hedefledikleri şey de çocuklarımız. Bu rezillikler konuşulup konuşulup rafa kaldırılırken zihnimizden ve ruhumuzdan bir parçayı alıp götürecek. (Büyük ihtimalle bugün adı geçen kişiler bir süre sonra göz önünden çekilecek.) Bizleri alıştırmak istedikleri hiçbir şeye alışmamalı, çocuklarımız için ne gerekiyorsa onu yapmalıyız.
Sevgiler, saygılar…
Yorumlar
Kalan Karakter: