Bizlerde makinelerdeki gibi yüz tanıma programı olmadığını, beynimizde bunun karşılığı olan bir sistem olduğunu bilim insanları dillendiriyorlar. Bu yönümüzle her zaman makinelerden üstün olacağız ve bunun elimizden alınması epey bir zor. (Elbette sahip olmayı bilirsek.) İnsanlık olarak uçurumun kıyısına sürüklenirken bunu “elde var bir” olarak akılda tutmak bizim için faydalı olur. “İnsan beyninde fusiform yüz alanı (fusiform face area, FFA) adı verilen bir bölge, yüzleri tanımada uzmanlaşmıştır. Bebekler daha birkaç haftalıkken bile yüzleri diğer şekillerden ayırt edebilir.
İnsan beyni yüzleri milisaniyeler içinde tanıyabilir; bu, makinelerdeki algoritmalara benzer bir ‘örüntü tanıma’ işlevi görse de aynı şey değildir” deniliyor ve ayrıntıda şunlar fısıldanıyor: “İnsan yüz tanıması sadece şekil değil, aynı zamanda duygu ve niyet okumayı da içerir.” Ruhumuzun sığındığı son kale olduğundan alel acele elimizden alınmak istenen en önemli zihinsel yeteneğimiz bu. Bu özelliğimiz sayesinde insan kalacağımızı, birlik ruhumuzla kenetlenip güçlü olacağımızı biliyorlar. Yüzlerimize bakıp birbirimizin duygularını okuyabildiğimiz sürece toplumdaki tüm aksaklıkları tamir eder, her şeyi yoluna sokabiliriz. Sosyal olarak bu şekilde iletişim ve bağ kuruyoruz. Sadece biyolojik bağlarla kenetli değiliz; aynı değerleri paylaştığımız için birbirimize tutunuyoruz. Sebebi basit, duygularını okuyabildiğimiz insanlara güvenebiliyoruz.
Bunun olmaması demek aramıza nifak tohumlarının ekilmesi, birbirimize olan anlayışımızın yok olması demek. Toplumsal dayanışmanın temelini oluşturan en önemli itici gücün, kültürümüzün buharlaşması demek. Sanatın, edebiyatın, insanlık adına bugüne kadar oluşturulmuş ne varsa hepsinin bir anlamı kalmaması demek. En çok da birbirine sırtını yaslayan insanlar arasındaki güvenin yok olması demek. Bize getireceği sonuç nedir? “Birbirinin niyetlerini okuyamayan toplumlarda yanlış yorumlar ve önyargılar artar ve çatışmalar baş göstermeye başlar.” Bir yerden tanıdık geliyor mu? Uyarılar bununla bitmiyor: “İnsanın yüz tanıma özelliği sadece biyolojik bir işlev değil, toplumsal uyumun ve kültürel aktarımın temel taşıdır. Bu yeti kaybolursa toplumda empati azalır, güven zedelenir, iletişim bozulur ve kültürel bağlar zayıflar.” Bizler tüm bu uyarıların karşılığı olarak ne yapıyoruz? Her alanda olduğu gibi bu alanda da kendimizden çok makinelerin duygu okumalarına güveniyoruz.
Yüz tanıma programlarının duygu okumalarına bırakmak üzereyiz medeniyetimizi. Bundan birkaç yıl önce bize distopya gibi görünen her şey tıkır tıkır işliyor. Zihnimizi, belleğimizi makinelere emanet ettik. Aynı şeyi duygu okumalarımız için de mi yapacağız? Art arda gelen “Şu mesleği artık yapay zeka yapacak,” söylemlerini duyduğumuzda tedirgin olup sarsılmalıyız. Tıptan sanatın her dalına kadar yapay zekayı her alana büyük bir gönül rahatlığıyla yerleştirdik. Robotik cerrahi, mikro cerrahi derken iş gelip ameliyat planlama, kişisel teşhis ve tedaviye kadar geldi. Sanatsal alanda da yapay zekayı kullanmak için herkes birbiriyle yarışıyor. Kitap kapağı tasarımından tutun da sinemaya kadar hem de. Yapay zekanın kullanıldığı bir film (The Brutalist) on dalda Oscar’a aday gösterildi. Yönetmen sadece başrol oyuncusunun sesini klonladığını ve bazı sahne tasarımlarını çekim süresini kısaltmak için yapay zekadan faydalandığını açıkladı. Epey de bir masraftan kurtulmuşlar. Sanatta “makine sesi” ve makinenin yarattığı duygusal iklim fikri bize normal gelmeye başladı. Bizim ülkemizde bile bazı şarkılarda robotik ses duymak pek mümkün. Bir magazin haberini (çok sevilen sanatçımızın ismini vermeden) buraya not olarak iliştirelim: “….in son dönem müzik çalışmalarında ‘robotik vokal’ efekti, özellikle elektronik ve deneysel düzenlemelerde dikkat çekiyor. Bu efekt, sesin dijital olarak işlenmesiyle fütüristik, mekanik bir tını yaratıyor ve ….’in güçlü soprano sesine farklı bir boyut katıyor.” Yani robot sesi kulaklarımızın içine kadar doluyor, bilinçaltımıza iyice yerleşiyor. Bırakın sesini, sahnelerde robotları dansçı olarak görmeye başladık.
En son Çin’de bir sanatçı (Çin Asıllı ABD’li pop şarkıcısı Wang Leehom) dansçı robotlarla sahneye çıktı. Büyük bir gururla haberlerini geçtiler: “2025 yılında Sichuan eyaletinin başkenti Çıngdu’da verdiği konserinde kendisine 6 insansı robot dansçı eşlik etti ve bu performans sosyal medyada büyük yankı uyandırdı. Unitree tarafından geliştirilen G1 model insansı robotlar gümüş rengi pullu payetli ceketler giyerek senkronize dans figürleri sergiledi. Sosyal medyada milyonlarca kez paylaşıldı, izleyiciler robotların insan dansçıları aratmayan uyumuna hayran kaldı.” Vay be! Ne şanslıyız, bu günleri de gördük. Sağlığımızı, sanatımızı yapay zekaya devrederken mimariyi onun kirli ellerine bırakmayacak mıyız? Aşk olsun! Elbette bırakacağız. Şehir planlamalarını onlara devretmemek olur mu? Akıllı Şehirler ve onların alt yapıları yine yapay zekaya emanet…İçine bizi hapsedecekleri metal kafesler, betondan kuleler…
Bir gün aynaya baktığımızda kendi yüzümüz yerine tenekeler göreceğiz. Ve o buz gibi yüzlerden hiçbir şey okuyamadığımız için uygarlığımız çöp olacak. Bizi dünyadaki tüm canlılardan ayıran aklımız yerine yapayını tercih ettiğimizden belki de bu durumdan hiç rahatsız olmayacağız. Sahte gündemlerin karanlığında, uykulu gözlerle, hipnoza girmiş bir zihinle bir yere doğru sürükleniyoruz ya, hayırlısı!
Sevgiler, saygılar…
Yorumlar
Kalan Karakter: