İSTER istemez takılmışız hayat denilen serüvenin peşine…
Kimimizin ulaşılmaz hedefleri var.
Kimimizin umutları…
Çok kez de umutsuzlukları…
Bir hatırlayın,
Ne kadar da çok değer verdik doğru bildiğimiz yanlış insanlara…
Ne kadar da sevdik bilemeden, sevgimizin değerini takdir edemeyenleri…
Saf, aldanmaya, unutulmaya açık yüreklerimizin esiri olduk çoğunlukla…
Herkesi kendimiz gibi bildik.
Gel dediler, geldik.
Git dediler, gittik.
Hep dinledik.
Hep okşadık sevgiye, anlayışa kapanmış dimağları…
Hayatı böyle bildik biz.
Çok seversen, seviliriz sandık…
Oysa hayat böyle bir yol, böyle bir süreç değil.
Vermeden almayı şiar edinenlerin mutlu olduğu…
Alıp alıp posa gibi bir kenara atmayı tarz edinenlerin…
Gözlerinde hüzün gördüğünüzde kahrolduğunuz ama siz düştüğünüzde içleri hiç burkulmayan,
Umursamayan,
Aldırmayan,
Sizi sömürdükleri müddetçe yaşama mutluluk reçetesi yazan kalpsizlerin, düşüncesizlerin dünyası.
Bizi bu hayatta en çok kimler üzdü biliyor musunuz?
En çok değer verdiklerimiz…
Kendimizi unuttuğumuz anlarda, unutmadıklarımız…
En çok değer verdiklerimiz…
En çok önünü, arkasını kolladıklarımız…
O kadar alışıyorlar ki, bırakın artık senin için bir şey düşünmeye, yapmaya bile ihtiyaç hissetmiyorlar.
İşte hayattan almamız gereken en büyük ders bu olmalı.
Hiç kimseyi koşulsuz sevmeyeceksin.
Yanlış insanlara değer vermeyeceksin…
Son verelim yüzlerce pişmanlıklarımıza diyeceğim de;
Ne kadar çok kere yaşadık bunları ama bir şeyi unuttuk her seferinde;
ÇOK KERE YAŞAR, BİR KERE ÖLÜR İNSAN!
Öyleyse bırakalım itibarsız dünyaya, itibar etmeyi de…
Kapıdaki ölüme mutlu gitmeyi deneyelim artık!
Yorumlar
Kalan Karakter: