ATAKUM sahilleri benim baba ocağım gibidir.
Yarım asrı aşkın bu çırpınan dalgalarda yüzdük ben, kardeşlerim ve arkadaşlarım…
O yıllar boyunca hiç tehlike yaşamadık.
Niye mi?
Öncelikle hepimiz kendimizi kurtaracak kadar iyi yüzücüydük.
Denizle şaka olmayacağını peşinen öğrendik.
Gösteriş olsun diye dikine yüzüşleri hiç tercih etmedik.
Asla yalnız denize girmediğimiz gibi Karadeniz’in birde görünmeyen yüzü olduğunu hep aklımızda tuttuk.
Bu güzel, aynı zamanda hırçın denizimizin kendine has bazı özellikleri vardır.
Dip (Rip) akıntısı denilen bir akıntı türüne sahiptir.
O nedenle rüzgarın sert estiği havalarda çok dikkat etmek, denize sadece kendinizi her an kıyıya atabilecek uzaklıkta, o da serinlemek için girmeniz gerekir.
Bizim nesil bu konuda son derece özenli ve dikkatliydi.
Üzücü bir durum yaşamadık.
Kendi aramızda bir kayıp vermedik.
Çünkü dip akıntısının ne olduğunu…
Deniz içinde insanı nasıl etkileyeceğini…
O akıntıyı hissettiğimizde nasıl baş etmemiz gerektiğini öğrendik.
Dipten geriye doğru çeker sizi.
Ayaklarınızı kuma basmaya çalıştığınızda, kumun ayaklarınızın altından çekildiğini hissedersiniz.
Çünkü rip akıntısının olduğu yerlerde deniz derinleşir.
Şayet yüzmede bilmiyorsanız, denizin içinde kaybolur, akıntı ile beraber derinlere sürüklenirsiniz.
Sonuçlar hep vahim ve acı vericidir.
Bu bayramda özellikle misafir kentten gelen birkaç gencin hayatını kaybettiğini duydum.
Aileleri adına üzücü bir durum elbette.
Özellikle hafta sonları kabaran denizde kıyıyı ve arkadaşlarınızı gözden kaybetmeyeceksiniz.
Ola ki, akıntıya kapıldığınızı kendinizi kıyıya atmak için çaba sarf etmeyeceksiniz.
Yapacağınız şey şudur;
Suyun üstünde kalmaya çalışın.
Akıntıyı yenmeye çalışmayın.
Akıntının hafiflediğini hissettiğinizde de, kıyıya paralel yüzerek yeniden kıyıya ulaşmaya çalışın.
Bu deniz, Karadeniz Cahil’ini sevmez.
Affetmez de!
Yorumlar
Kalan Karakter: