BİR ÜLKE toplumsal kabuller ve hassasiyetlerle yaşar, gelişir ve büyür.
Toplumu oluşturanların bireyler olduğunu kabul etmemek mümkün mü?
Bir geçmiş karakteristiğimiz var.
Alışkanlarımız var.
Kabullerimiz var.
Tüm bunlar bireyler olarak yaşantımızda gelişen olaylar karşısında tepki ve kabullerimizi belirliyor.
Herkes aynı düşünüyor.
Herkes aynı şeyleri alkışlıyor.
Herkes aynı tepkileri veriyor.
Herkes aynı şeylerde hüzünleniyor veya seviniyor demiyorum.
Öyle olsaydı aynı kalemden çıkmış, boyu posu aynı.
Planlanmış, programlanmış robotlardan farkımız kalmazdı.
O nedenle, farklı şeylerden hoşlanıyor.
Farklı insanları seviyor.
Farklı siyasi misyonları destekliyor ve hareketlerimize farklı tepki ve sempatiler katıyoruz.
Bizim gibi olmadıkları için kimseyi suçlamak, kötü ve hain ilan etmek hakkımız ve şansımız yok.
Bizim dışımızda gelişenlere ancak saygı duyabilir ve anlayışla karşılayabiliriz.
Bakın son günlerde gelişenlere…
Bir Büyükşehir Belediye başkanı tutuklanmış ve hakkında yolsuzluk iddiaları var.
Kendine yakın iletişim ataçlarında bunu izleyenler tutuklanmasına hak veriyor ve hatta belki birçoğu terbiye sınırlarını aşan ifadelerle tepkisini ortaya koyuyor.
Bu davaya inanmış gençler sokaklara dökülüyor, sevgisini ve sempatisini sergiliyor ama toplumun ayrışmış diğer kesimi tarafından aşağılanıyor, güvenlik güçleri tarafından hak etmedikleri şeylere maruz kalıyor.
Ülkenin çoğunluğu tarafında sevilen bir ses sanatçısı sahnede hayatını kaybediyor.
Ne dinsizliği ne imansızlığı kalıyor.
Ve bunu bir ölünün ardından konuşulmayacağını en iyi bilmesi gereken bir din adamı yapıyor.
Ne yazık ki ikaz ve tenkit yerine sessiz ve sesli alkış alıyor.
Bir hafta sonu eğlencesi olması gereken bir futbol maçında bir taraf diğerini yeniyor.
Ama şartlanmış kitleler bunu dünyanın sonu gibi görüyor.
Üstelik an aklı selim davranması gerekenler, en çağ dışı tepkilerle ortaya çıkıyor.
En başta da dediğim gibi,
Aynı şeyleri düşünen.
Aynı şeyleri seven.
Aynı oluşumları destekleyen ve aynı tepkileri verecek bir toplum olsaydık.
Önce toplum olma ve doğruyu bulma özelliğimizi kaybeden ve insan olmak yerine programlanmış robotlar olurduk.
Oysa bizim önce insan olmaya.
İnsan gibi davranmaya…
Bizim gibi olmayan insanları sevmeye ve saygı duymaya ihtiyacımız ve farklılıklarımızdan istifade edip, bizi kullanmaya çalışanlara fırsat vermemeye ihtiyacımız var.
Zira farklı düşünce ve hassasiyetlerin bir toplumu oluşturduğunu kabul etmeye…
Akis bir düşünce kavgaları,
Ayrışmayı ve toplum olma özelliğimizi tetikler ki bu da bu ülkülerle yaşayanların ekmeğine yağ sürer!
HASSASİYETLER…
Yayınlanma :
04.04.2025 08:07
Güncelleme
: 04.04.2025 08:07
Yorum Yazma Kuralları
Lütfen yorum yaparken veya bir yorumu yanıtlarken aşağıda yer alan yorum yazma kurallarına dikkat ediniz.
Türkiye Cumhuriyeti yasalarına aykırı, suç veya suçluyu övme amaçlı yorumlar yapmayınız.
Küfür, argo, hakaret içerikli, nefret uyandıracak veya nefreti körükleyecek yorumlar yapmayınız.
Irkçı, cinsiyetçi, kişilik haklarını zedeleyen, taciz amaçlı veya saldırgan ifadeler kullanmayınız.
Türkçe imla kurallarına ve noktalama işaretlerine uygun cümleler kurmaya özen gösteriniz.
Yorumunuzu tamamı büyük harflerden oluşacak şekilde yazmayınız.
Gizli veya açık biçimde reklam, tanıtım amaçlı yorumlar yapmayınız.
Kendinizin veya bir başkasının kişisel bilgilerini paylaşmayınız.
Yorumlarınızın hukuki sorumluluğunu üstlendiğinizi, talep edilmesi halinde bilgilerinizin yetkili makamlarla paylaşılacağını unutmayınız.
Yorumlar
Kalan Karakter: