ÖĞLEDEN sonra komşum ve değerli kardeşlerim Selçuk-Doğan Akyüz, babaları ve akrabaları ile beraber onların bürosunda sohbet ediyoruz.
Sosyal konuları derinleştirmeyi severim orada.
Zira ailece kemikleşmiş bir siyasi sempatileri vardır.
Ve bilirim ki Karadeniz insanı sempatisini kolay kolay yitirmez ve terk etmez.
Zaten benim de kimseyi sevdasından vazgeçirmek gibi bir sevdam yok.
Ben yaşadığım kent Samsun’da yaşananları ve gelişmeleri paylaşır, paylaşımcılarımdan buradan hareketle ülke gerçekleriyle buluşmalarını yeğler ve beklerim.
Dün de öyle bir gündü.
Birçok konuyu paylaştık.
Sonuçta da ‘ben artık yazımı yazayım’ diye müsaade isteyince, Doğan kardeşim:
‘Ne yazacaksın abi’ diye sordu.
Ben de ‘Bu kentte o kadar gelişme var ki bazen yazacak şey bulmakta zorlanıyorum’ dedim.
‘ İnancı yaz abi’ dedi.
‘Fas’ı’ yaz.
‘Yazarım ama onun yeri spor sayfasında. Aktüel köşemde paylaşamam’ deyip, çıktım.
Ama içimden inançtan hareket ederek, bazı inanç ve inançsızlıklarımızı sorgulayabilirim diye geçti.
Oradayken de söylediğim gibi başkaların inancını sorgulamaya kalkarsanız, birileri de çıkıp sizin inancınızı ve inanca ve uygulamalarına ne kadar yakın ve uzak olduğunuzu sorgulayabilir.
Tüm bunları konuşur ve yazarken aslında zihnimde konu çoktan canlanmıştı bile…
Çok inançlı veya icaplarını yerine getiren bir insan olduğumu hiçbir zaman iddia etmedim.
Ama inançlarını her şeymiş gibi gösterip, onu tartıştırmayanların bu ülkede ortaya koydukları geldi aklıma…
6 yaşında bir kız çocuğunu yıllarca cinsel istismara tabii tutanlar ve buna rıza gösterenler geldi.
Bugün Dünya Kupası’nda yarı final oynayacak Faslı futbolcuların yaptıkları işe ve hedeflerine inancı ile dini inançlarını istedikleri hayat biçimine uyarlayanların inancını sorguladım zihnimde…
‘İnançlı olmak mı, inançsız olmak mı?’ diyerek basitleşmek istemiyorum ama…
Yeryüzünde her türlü pisliğe imza atan ve yol verenlerin inancına da saygı göstermek istemiyorum.
Yorumlar
Kalan Karakter: