TELEVİZYON reklamlarına takıldığınızda hangi markada karar kılacağınıza şaşırıyorsunuz.
Genişi…
Darı…
Tek kapılısı…
Çift kapılısı…
Buzluğu…
Hacmi…
Kapasitesi…
Seç, beğen al yani!
Ne zamana kadar?
İlk arıza ile karşılaşana kadar…
Gelirler, bakarlar.
Şu parçada arıza var!
‘Değiştir’ dersiniz.
Ya gelir, değiştirirler.
Ya da götürür hallederler!
Biter mi?
Bitmez!
Bir ay sonra cihaz (Buzdolabı) yeniden tekler!
Bu sefer teşhis farklıdır.
‘Biz bunu alalım. 10 gün sonra çalıştırır, getiririz’ derler.
O, 10 gün, bir ay.
Bir ay, beş ay olur.
Bu arada siz tel dolap devrine yeniden geri dönersiniz.
‘Ver cihazımı’ dersiniz, veremezler!
‘Al’ dersiniz, alamazlar.
Aradan bir müddet daha geçer bu sefer başka teklifle gelirler;
‘Şu kadar para yatırın, eski dolabı da şuna sayalım biz size başka dolap gönderelim!’
Ölümü görüp sıtmaya razı olacağınız için razı olur, anlaşmayı yaparsınız.
Hatta ilk taksiti de yatırırsınız hesaba…
Çünkü 7 gün içinde gönderme sözü almışsınızdır.
Birkaç kez H….Nakliyat’a gidip, dolabı alın telefonu gelir.
Gidersiniz ama nakliyattakilerin dolaptan falan haberi yoktur.
Bir de sizinle kafa yaparlar!
Değişim fikri için sizi ikna eden genel müdürlük yetkilisini ararsınız;
‘Hemen araştırıp, dönüyorum’ der.
Ama ne dönen olur, ne malı gönderen…
Bu arada siz dönme dolap gibi olursunuz.
Ne dolabınız gelir, ne ödediğiniz paralar.
Bu hikayenin kahramanı, bizim Hayati Kaynar’dır.
Elinde telefon çare aramaktadır.
Markaya baksanız, dünya devi!
Düşündüklerinizi yakıştırmazsınız.
Ama marka, tabelada.
Karizma yerlerdedir!
NOT: Firmanın adını şimdilik açıklamıyorum ama onun da zamanı gelecek.
Yorumlar
Kalan Karakter: