ÇEVREMDE geçmişleri ve doğumları başka iller olan sevdiğim kardeşlerim var.
Onlara saygım sonsuz…
Onlar gibi olanlara da…
Neden oralı, buralısınız diye sormuyorum mesela…
Bu kentte yaşıyor, bu kentte kazanıyorlar.
Bu kentte elde ettikleri kazanımları yine bu kentte sarf ediyorlar.
Yani kent ekonomisine ihtisas dalları ve iş kolları tanımında artı katkıları var.
Onun için, ‘Neden Samsunluyum demiyorsunuz’ sorusunu onlara asla yöneltmiyorum.
İşte bu kardeşlerim zaman zaman doğdukları illere gidip geldiklerinde o kent ile Samsun arasında radikal karşılaştırmalar yapıyor.
Sosyal yaşam ve insan ilişkileri anlamında Samsun’u altta bulana rastlamadım bugüne kadar...
Ama ekonomik gelişimler anlamında, kendi illerine yapılan yatırımları ballandıra ballandıra anlatıyorlar.
Çünkü o illerde bir tutkunluk var.
İnsan profilinde teklik var.
Çok kültürlülük asla yöresel sahiplenmenin önüne geçmemiş.
Bu da kentin herhangi bir meselesi veya ihtiyacı olan bir yatırım olduğunda herkesin birleşmesine ve sahiplenmesine neden olmuş.
İşte yaşadığımız kent Samsun’da olmayan bu…
Çok zaruri yatırım ihtiyacı var bu kentin…
Ama buna karar verecek ve destekleyecek olanlar, açık ifade etmeseler de içlerinde, Bana ne, ben şuralıyım’ diyebiliyor.
Hatta bu kentte sorumluluk ve yetki sahibi oldukları halde doğdukları kentin yatırım ve destek alması için ellerinden gereken çabayı sarf ediyorlar.
Bakın mesela bu kentin su gibi, hava gibi ihtiyacı olan bir yatırım isteği var.
Doğu ve Batı çevreyollarının nihayetlendirilmesi olmazsa olmaz bir talep.
Benim bildiğim en az 20 yıldır konuşulan ama hala ön projelendirmeden öteye gidemeyen düşünceler…
Batı Çevre Yolu’nda, Büyükşehir Belediye’sinin çabasıyla atılan bir adım var ama hala Ankara-Sinop, Ankara-Trabzon istikametine gidecek ağır tonajlılar dahil olmak üzere trafiğin kent içi yollarda seyretmesine seyirci kalıyoruz.
Karşılaştırma yapılan iller ise bu tür ihtiyaçlarını merkezi hükümetlerin genel projeleri içerisinde kozmopolit bir yapıya sahip olmamaları nedeniyle çözmüşler.
Biz ise, ‘Hala başka bahara hikayeleriyle’ beklemeye alınmayı sindirebiliyoruz ne yazık ki!
Bu da bir başka problem ve tespiti ön plana çıkartıyor.
Bu kenti temsil ve yönetecek olanları seçerken,
Geçmişlerinde bu kent ne ürettiklerini,
Hangi projelerin peşinden koştuklarını,
Ellerini hangi taşın altına soktuklarını,
Bu kentte kimin yarasını kaşıdıklarını, düşünmeden onları seçip öne çıkarttığımızı…
Sanırım en büyük yanlışta burada başlıyor.
Yorumlar
Kalan Karakter: